aile

Allah için evlenip, Allah için evlendiren, Allah'ın dostluğunu kazanır

Allah için evlenen Allah’a dosttur
Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı Allah’a yaklaştıran kuvvetli bir vesile olduğu anlaşılıyor.

İnsan, bu dünyaya sadece yaşayıp, zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir. Onun esas gayesi kendisini yaratan Cenab-ı Hakk’ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmaktır. Bu yüzden müslüman bir şahıs evlenirken Allah-u Zülcelal’in rızasını da en temel amaç edinmelidir.

İnsanlığın mutluluk kaynağı Efendimiz Muhammed Mustafa (sav) şöyle buyurmuştur: "Allah için evlenip, Allah için evlendiren, Allah'ın dostluğunu kazanır." (Ahmed b. Hanbel)

Babalar çocuklarının 'yaşam koçu'dur

Çocuk yetiştirmenin zorluklarını herkes bilir ve bu konuda özellikle annenin rolüne vurgu yapılır. Anne eğitimine yönelik kitaplar, yayınlar ve çalışmalar oldukça fazladır.

Acaba kişilik gelişimi için anne etkisi yeterli midir? Babanın çocuk eğitimi üzerinde sadece bir tamamlayıcı unsur olduğu görüşü eksik bir yorumdur. Baba modeli kişiliğin güven-güvensizlik, otorite, bağımlılık, duygusal kontrol, özyeterlilik, dışa ve sosyal ortama açılma ile ilgili en önemli etkenlerden biridir. Çünkü anne, bebeklikten gelen bir şefkat ve koruyuculuk eğilimiyle kişilik gelişiminde ihtiyacı olan bireysellik ve otokontrol duygusunu yeterince destekleyemeyebilir.

Baba çocuğun 'dışarıyla' köprüsünü kuran kişidir. Çocuk, hiç tanımadığı, bilmediği bir dünyayı babanın kontrolüyle güvenle tanır. Gerekli ve gerçekçi açılımlarını gerçekleştirebilir. Duygular anne yoluyla, gerçekler baba yoluyla tanınır. Bir bakıma baba, çocuğun hayatına giren ilk yabancıdır ve bu konumu nedeniyle yabancılık

Gemileri yakmak ...

Yaz ayları evlilik düğünlerinin en yoğun olarak yapıldığı zaman dilimidir. Geçenlerde bazı arkadaşlarla ayaküstü sohbet ederken, yanımıza biri bayan iki kişi geldi. Gelenler evlilik hazırlıkları yaptıklarını, ancak ileriye yönelik “Acaba evlendikten sonra mutlu olabilecekler mi?” şeklinde korkuları ve endişeleri olduğunu söyledi.
Yakın arkadaşlarından iki kişinin beş sene flört ettikleri halde, evliliklerinin bir yıl bile sürmediğini, bu olayın kendilerini çok etkilediğini belirten bu iki gence “Evlilikte nasıl mutlu olunacağını söyleyeyim mi?” diye sordum. Bana büyük bir heyecan ve merakla ‘Ne olur, lütfen’ diye cevap verdiler.
Gençlere “Tarık Bin Ziyad gibi davranın” dediğimde yüzüme boş gözlerle baktıklarını farkederek önce Tarık Bin Ziyad’ın kim olduğunu anlattım:
“Tarık Bin Ziyad, İspanyayı fetheden büyük bir komutan. Hani ‘...ALLAH’a yemin olsun ki, okyanusa ulaşıp atımı suya sürünceye kadar bu niyetimden (İla-ı Kelimetullah’tan) vazgeçmeyeceğim’ tarihi sözü söyleyen insan.

Olan Evdekilere Olur!

Olan Evdekilere Olur!

Dışarıda tepemiz atar… Gelip evde hanımı haşlarız…

Öğretmen moralimizi bozar… Gelip eve kardeşimizi paylarız…
İşyerimizde moralimiz bozulur… Gelip evdeki çocuklara bağırırız…
Arkadaşlarımızla işler yolunda gitmez… Gelip evde annemize çatarız…
Gücümüz yetmeyip birileri tarafından tartaklanırız… Gelip evde ablamıza kızarız…
Ofiste elemanlarımıza kızarız… Gelip evde babamıza surat asarız…

Dışarıda bir şey olur… Ama olan hep evdekilere olur…!


Oysa en yakınımızdaki, en yanımızdaki, en içimizdeki, hep en iyi anlamaz mı bizi?

İnsan zekası gelişiyor

İnsan zekası gelişiyor
İsveçli bilim adamlarının yaptığı 20 yıllık bir araştırmaya göre, insanoğlunun zekâsı sürekli olarak gelişiyor.

Araştırmada, günümüzdeki çocukların hafızasının daha güçlü olduğu ortaya çıktı.

1980'li yıllarda ilk olarak Yeni Zelandalı araştırmacı James R Flynn, insanlığın zekâsının eskiye nazaran sürekli artış gösterdiğini ortaya koymuştu. İsveç'te de 'Betula projesi' adı verilen bir çalışma yeni bulguları gözler önüne serdi.

Stockholm Üniversitesi, 20 yıllık araştırması için, yaşları 25 ila 80 arasında değişen 4 bin 200 kişiyi soru cevap testlerine tabi tuttu. Üniversitenin Psikoloji bölümünde öğretim görevlisi olan Lars-Göran Nilsson, "İnsanın deneyim hafızasının her yeni jenerasyonda daha fazla arttığı gözleniyor" dedi.

Aile içi birlik duygumuza ne oluyor?

Aile içi birlik duygumuza ne oluyor?

Aile denilen en sağlam kalemiz düşüyor. Mutluluk ve huzur limanımız yok olduğu gibi; boşanma grafiğimiz de her gün biraz daha yükseliyor. Dün "evlendik mutluyuz" diyenler iki gün sonra "anlaşamadık ayrıldık" diyor.

Hiç ummadığımız insanlar, boşanıyor. Sanki o güzel evimize nazar değdi. Cennet yuvamızı cehennemin alevleri sardı. Kiminle konuşsanız evliliğinden dertli.

Peki bize neler oluyor da o güzelim ailemiz tahrip oluyor?

Neden bu kadar bencilleştik? Sadece egolarımızı tatmin etme yarışına girdik? Evet, kimse hayatından ödün vermiyor, fedakârlıkta bulunmuyor. "Ailemin huzur ve mutluluğu için neler yapabilirim?" diye düşünmüyor. Bütün planlar kişilerin özel hayatlarına ait.

Aşk Sevgi Mutluluk İksiri

Aşk Sevgi Mutluluk İksiri
Farsça şiir söyleyen şairler, aşkı iksir olarak tanımlamışlardır. Kimyagerler, tabiatta bir maddeyi başka bir maddeye çevirme kabiliyeti taşıyan iksir veya kimya adlı bir maddenin varlığına inanmış [1] ve asırlarca bu maddeyi arayıp durmuşlardır.

Şairler Değişim ve dönüşüm gücüne sahip olan gerçek iksir sevgi ve samimi aşktır; çünkü aşk, nitelikleri değiştirebilecek güce sahiptir dediler.

Aşk mutlak iksirdir, kimyanın özelliğini taşır, yani maddelerin yapısını değiştirir, insanlar da bir tür maddedir zaten. Gönlü gönül eden aşktır, aşk olmasa gönül de bir avuç topraktır.

Dertsiz gönül, gönül değildir zaten
Bezgin insanlarda aşk arama sen!
Allah'ım! Yanıp yakılan bir bağır ver bana
Bağrımda bir yürek: Sürekli yana kavrula!

Sen beni sevmiyorsun zaten!

Eşinizin geç kalacağını haber vermeden akşam vakti sizi bekletmesine üzüldünüz, hatta merak ettiniz. Geldiğinde öfkeyle karşıladınız ve gerçek sebebi öğrenmeden önce kendinize göre tahminleri sıralamaya başladınız. O da size ters ifadelerle karşılık verdi. İyi bir tartışma sebebi değil mi? Veya hasta olduğunuz bir gün eşinizden size bakmasını, bir şeyi yapmayı unutmanızı anlayışla karşılamasını bekliyordunuz ama olmadı.
Hatanızı yüzünüze vurup utandırdı. Siz de ona öfkeyle karşılık verip tartıştınız. Hasta halinizle iyi bir küsme sebebi sayılır. Evliliklerde yaşanan en büyük problem eşler arasındaki iletişimsizliktir. Kimi çiftler, anlaşmazlıklarını hiç konuşmadan olduğu gibi saklayıp gelecekte bir gün hesabını sormak üzere biriktirir. Birçok çift de sorunlar karşısında gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmek yerine öfke duygusuyla hareket eder. En küçük bir yanlış anlaşılma büyük tartışmalara dönüşür ve sen beni sevmiyorsun zaten veya sen beni bir kere bile anlamadın seviyesine gelir.

İnsan hizmeti için yaratılmış nesnenin hizmetkârı olma durumuna düşmemelidir

Evlenecek gençlerin nerede oturacakları, evlilik kararından önce taraflarca tespit edilmeli ve bilinmelidir. Meselâ, erkek eğer ailesiyle birlikte oturacaksa bunu baştan söylemelidir. İki taraftan biri, yeni evlilerin kendileriyle aynı evde, aynı apartmanda, yan yana veya üst üste oturmasını istiyorlarsa bunu onlara söylemeliler. Bazı şeylerin, itiraz etmenin durumu değiştirmeyeceği noktalarda söylenerek, oldubittiye getirilmesi doğru olmaz. O anda bir şeylerin hatırına üstü örtülse bile ilk fırsatta dile getirilip, ortaya dökülecektir.
Aile büyükleri, evlenenin kendileri değil çocukları olduğunu unutmayarak, kararları onların almasını sağlamalı, en azından onaylamalarını beklemelidir; büyüklere düşenin bu zor dönemde gençlere yardımcı olmak, kılavuzluk etmek olduğunu unutmamalıdırlar.
Aile büyükleri, yeni evlenenlerin “büyükleri mutlu etmek” gayesiyle evlendikleri zannından vazgeçmelidirler. Onların evliliğinin gayesi de bu değildir zaten...
Gençler, büyüklerini mutlaka sayıp sevecek,

Gençler, anlaşılmak için canlarından oluyor!

Gençler, anlaşılmak için canlarından oluyor!

Sorunlarıyla baş edemeyeceğini sanan, anne babası tarafından anlaşılmak isteyen; ama bunun için intihar yolunu tercih eden birçok genç var. Gençler, yaptıklarının nelere yol açacağını tam olarak düşünseler böyle bir davranışa kalkışmazlar.

Fakat genellikle bir anlık öfkeyle hareket ettiklerinden geri dönülmez bir yola giriyorlar. Gençleri bu tür davranışlara iten nedenler arasında sevgi ve ilgi eksikliği (sevginin gerektiği şekilde gösterilmemesi) ile anne-babanın aşağılayıcı davranışları başta geliyor. Peki bir anne-baba, çocuğunu canı gibi severken nasıl aşağılayıp hakaret edebiliyor?

Gerçek şu ki, tutumların çoğu çocuk yaşta edinilmiş olup çoğu otomatik davranışlar olarak ortaya çıkar. Bazı anne-babalar çocuklarının hoşlanmadığı davranışlar karşısında bağırıp çağırıp hakaret ederken o anda onun ruh dünyasında nasıl derin yaralar açtıklarını düşünemezler.


Son yorumlar

Anket

İçeriği paylaş