Ali Hakkoymaz

Sık sık çal kalbinin kapısını...

Yaşamayı unutarak yaşıyoruz. Gözlerimizin içine içine bakan hayatın
neresindeyiz çok zaman? Size, gözlerini (yerinden) oynatırcasına bakan bir
çocuğa bakmadan bir adım atabilir misiniz! Kaç çocuk bakışı her an bir
köşebaşından sana.
Her an kaç aşk bakışıyla bakar yaşamak sana... Bunu bir söyleyen olmadı
mı Allah aşkına? Nefeslerin söylemiştir de; duymamışsındır. Duymamışsındır;
günün gecenin selamını. Oldu mu şimdi! İşin ne senin öyle koşturuyorsun
da... Ne çocukların gözyaşını silmeye gücü yetiyor yaptığın işler, ne de bir
annenin feryadını dindirmeye...
*

MENDİL...

Oyalı da bir mendil bırakıp gittin!
Gözyaşı
gibi içime akıp gittin!
Sadece... Son defa... O kadar...
Bakıp
gittin!
Mendiller de kâğıttan gayrı... Ağıtlar da…

***
Vefasız bir çağa mı düştük; ağdan ağa mı... Biz dağdan dağa seslenir…
duyardık birbirimizi…
Öyleydi dünya; böyle oldu...

***
Şimdi, "Vefasızlık nedir?" sorusunu anlamakta zorlanmaz(!) "yeni" gelenler.
Lugatteki bir kelimeyi daha "yakînen" tanımış olurlar!

***
Buna, mendil, derler/di çocuğum! Ayrılıklarda da işe yarardı!
Bir taraftan gözyaşınızı biriktirirdiniz; bir taraftan -istasyonlarda hele-
"veda"nın bir "yanı" bir "işlemesi" olurdu mendiller.

***

Şimdi mendil kâğıtlar var; var da... eski ağıtlar da yok ki...

***

Konuyla ilgili benzer içerik


lezzet vadisi


Son yorumlar

Anket

lezzet vadisi

İçeriği paylaş