Leo Buscaglia der ki, "Günün başlangıcındaki ruhsal durumunuz, o gün ilişkide bulunduğunuz herkesi etkiler." Ruhsal durumuzun düşünceleriniz kadar bakışlarınızdan da etkilendiğini biliyor olmalısınız. Günün sabahında yüzümüzden yansıyan duygu, günün akşamına kadar yaşadıklarımızı şekillendirecek. Ya mutluluk saçacağız çevremize ya da üzüntünün yayıcısı olacağız.
Bazı insanlar canlı, heyecanlı ve güler yüzlüdürler. Onların çalışma azmiyle dolu olduklarını görürsünüz. Bakışları ışıl ışıl parıldar. Seslerinden heyecan fışkırır. Çünkü hedefleri vardır; çünkü ideallere adanmışlardır; çünkü anlamlı işler uğrunda uykularını terk etmeye gönüllüdürler. Karamsarların düşünmediğini düşünürler.
Gününüze nasıl başladığınızı anlamak için yarım saat düşünme fırsatınız oldu mu? Örneğin bu sabah aynaya baktınız mı? Evinizden çıkarken aile üyelerinize nasıl baktığınızı hatırlıyor musunuz? Yoksa gözleri fark etmediniz mi ve nasıl baktıklarını görmediniz mi?
Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin. Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç. Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet. Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı. Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur. Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap. Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur. Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini söyle. Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır. Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.
Şans bukelamun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir. Tarihte en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum. Onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm. Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, bu belki bütün gün hırladığın içindir.
"Yarın sabah saat yedi buçukta kalkacağım" dedi genç kız.. Sonra ertesi günün programını yaptı.. "Duş.. Kahvaltı.. Evden çıkış.." diye başlayarak.. Önemli bazı ihtiyaçlarını karşılamak üzere alışveriş merkezine gidecekti. Sonra öğle yemeğinde uzun zamandır görmediği bir arkadaşı ile buluşacaktı. Öğleden sonra bir iş randevusu vardı..
Saati sabah 7.30'da çalarken "Duş yapmasam da olur" diye düşündü... "Yarım saat daha kestireyim.."
Bir yarım saat daha için kahvaltıdan da vazgeçti..
Alışveriş mi?.. O kadar da önemli değildi canım.. Ertesi güne kalabilirdi. Öğleye kadar uyusa ne kadar iyi olacaktı. O kadar sıcak ve çekici idi ki, yatak..
Nasılda yürüyordum yolda umarsızca. İlkbahar gelmişti memleketime.. Nasıl da güzel bir uyanış vardı şimdi evrende.. Nasıl da yürüyordum yolda umarsızca ve rahatça..
Kafamda bin bir düşünce, etrafta cıvıl cıvıl kuş sesleri, burnuma kadar gelen ilkbaharın müjdecisi mor salkımlardan yayılan baygın bir koku, akasya ağaçlarından çocukluğuma dair anımsadığım, damağımda hissettiğim hafif tatlı ve acımtırak bir çiçek lezzeti..
Dimağımda hoş anılar, zihnimde bir sürü güzel plan, dilimde dualar arşınlıyordum zamanın yollarını ve ilkbaharın ilk nisanlarını.. Derken tatlı bir rüyadan nahoş bir gürültü yada kısa şekerlemelerdeki ani düşmeler yada sıçramalar misali uyanıverdim birden.. İlkbaharın kulaklarıma fısıldadığı ninnisinden, ayağıma batan bir taşın etkisiyle, irkilerek uyandım sanki..
Meksika'da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola çıkıyorlar. Sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor, "Hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik?"
Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki;
"Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik..."

ANNE çok mu yorgunsun?”
“Evet canım. İş yorgunluğunun üstüne tuz biber oldu şu dönüş trafiği. Biraz dinlenip kendime gelmem lazım.”
“Anne… Beni seviyor musun?”
“O nasıl söz öyle yavrucuğum. Bütün anneler çocuklarını çok sever.”
“Bana sarılsana.”
“Gel bakalım yumurcak seni.”
Küçük çocuk annesinin boynuna sarılırken “Zezé haklı” diyordu içinden. Hani şu sıralar okuduğu Şeker Portakalı adlı romanın kahramanı yaramaz Zezé. Gerçekten de fabrika dedikleri yer aslında “her gün insanları yutan, akşam olunca da çok yorulmuş insanlar kusan bir canavardı.”
Gece Olabilir Şu Anda Senin İçin Fakat Beklersen Güneş Doğacak..
Bir günün;
Yarısı gündüz, yarısı gece...
Gecenin yarısı yıldızlı, yarısı karanlık; gündüzün yarısı güneşli, yarısı bulutlu...
Dünyanın;
Yarısı kara, yarısı deniz...
Karanın yarısı kaya, yarısı toprak; toprağın yarısı mümbit, yarısı çorak...
Senenin;
Yarısı yaz, yarısı kış...
Yazın yarısı ferah, yarısı kurak; kışın yarısı ılık, yarısı “donak”
Bir ömrün;
Yarısı gençlik, yarısı ihtiyarlık...
Başarı deyince aklımıza farklı şeyler gelir.
Toplumun gözünde başarı;
İyi maddi gelir getiren bir kariyer,
Büyük bir ev,
Lüks bir arabadır.
Aslında bunlar başarılı olmanın tanımı
değildir.Aşağıda Ralph Waldo Emerson’un
başarı tanımına kulak verelim:
Başarı;
• Sık sık gülmek ve çok sevmektir.
• Akıllı insanların saygısını ve çocukların
sevgisini kazanmaktır.
• Dürüst eleştirmenlerin onayını almaktır.
Amerika’da Robert Fulton’un Clament adındaki ilk buhar gemisi, Hudson Nehri’nde ilk seferine hazırlanıyordu. Nehrin iki yakasında, bu tarihi hadiseyi görmek için, onbinlerce insan toplanmıştı.
Seyircilerden biri karamsar, yaşlı bir çiftçiydi.
- Gemiyi yürütmeyi asla başaramayacaklar, diyordu.
Fakat gemi çalışmıştı, sürati gittikçe arttı. Hızı arttıkça, geminin bacasından çıkan duman koyulaştı. Kalabalık halk bu büyük başarıyı çılgınca alkışladı. Karamsar, yaşlı çiftçi ise gördüklerine inanmazcasına başını iki yana sallayarak:
>Ama gemiyi asla durduramazlar, diyordu.
Gün içerisinde bu ihtiyar çiftçi gibi benzer kişilik yapısına sahip pek çok insanla karşılaşabilirsiniz;
İnsanlar yaşamlarında madden ve manen başarılı olabilmek için bir ideal, bir hedef belirlemek ve bu hedeflerine ulaşabilmek içinde bir yol haritası çizmek durumundadırlar.
Kişinin aile yapısı, yaşadığı kültürel çevre, ekonomik şartları gibi dış faktörlerin yanı sıra kendi kişilik özellikleri ve içinde bulunduğu duygusal yaşamı gibi iç faktörler bu yol haritasının şekillenmesinde ve amaca ulaşılmasında oldukça etkilidir.
Yaşamları için hedef belirlemeyen insan, rüzgârda savrulan yaprak gibi nereye gideceğini bilmediği için ruhen ve bedenen yorgun düşer. Mc. Arthur: “İnsanı ihtiyarlatan geride bıraktığı yılların çokluğu değil, ideallerin yokluğudur.” derken daha otuz beşini bile geçmemiş olan insanların hayata karşı olan yorgunluklarını çok güzel dile getirmiştir.
Son yorumlar
2 gün 1 saat önce
4 gün 2 saat önce
1 hafta 4 gün önce
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 6 gün önce
1 hafta 6 gün önce