Çocuk yetiştirmenin zorluklarını herkes bilir ve bu konuda özellikle annenin rolüne vurgu yapılır. Anne eğitimine yönelik kitaplar, yayınlar ve çalışmalar oldukça fazladır.
Acaba kişilik gelişimi için anne etkisi yeterli midir? Babanın çocuk eğitimi üzerinde sadece bir tamamlayıcı unsur olduğu görüşü eksik bir yorumdur. Baba modeli kişiliğin güven-güvensizlik, otorite, bağımlılık, duygusal kontrol, özyeterlilik, dışa ve sosyal ortama açılma ile ilgili en önemli etkenlerden biridir. Çünkü anne, bebeklikten gelen bir şefkat ve koruyuculuk eğilimiyle kişilik gelişiminde ihtiyacı olan bireysellik ve otokontrol duygusunu yeterince destekleyemeyebilir.
Baba çocuğun 'dışarıyla' köprüsünü kuran kişidir. Çocuk, hiç tanımadığı, bilmediği bir dünyayı babanın kontrolüyle güvenle tanır. Gerekli ve gerçekçi açılımlarını gerçekleştirebilir. Duygular anne yoluyla, gerçekler baba yoluyla tanınır. Bir bakıma baba, çocuğun hayatına giren ilk yabancıdır ve bu konumu nedeniyle yabancılık
Adil davranmak eşit davranmak demek değildir. Adaletle davranmak; gerektiği kadar, uygun ölçülerde, hak ettiği ölçüde çocuğa ilgi ve şefkat göstermektir. Ama eşit davranmak her kardeşe benzer ilgi ve şefkat göstermektir.
Küçük çocuklar adaletle davranmanın erdemini kavrayamazlar. Siz yeni doğanla fazla ilgilenirseniz (Halbuki bu ilgi adil bir ilgidir. Zira bebek daha fazla ilginize muhtaçtır.) bu ilgi büyük çocuğun dikkatinden kaçmaz ve rahatsız olmaya başlar. Hatta "gerileme" dediğimiz, çocukların bebeklik dönemi davranışlarına tekrar dönmelerine sebep olur. Mesela, yürüyen bir çocuk, evdeki emekleyen kardeşine fazla alaka gösterildiğini fark ederse kendisi de tekrar yürümekten vazgeçerek emeklemeye başlayabilir. Çünkü ona göre emekleyenler daha çok sevilmektedir.

ANNE çok mu yorgunsun?”
“Evet canım. İş yorgunluğunun üstüne tuz biber oldu şu dönüş trafiği. Biraz dinlenip kendime gelmem lazım.”
“Anne… Beni seviyor musun?”
“O nasıl söz öyle yavrucuğum. Bütün anneler çocuklarını çok sever.”
“Bana sarılsana.”
“Gel bakalım yumurcak seni.”
Küçük çocuk annesinin boynuna sarılırken “Zezé haklı” diyordu içinden. Hani şu sıralar okuduğu Şeker Portakalı adlı romanın kahramanı yaramaz Zezé. Gerçekten de fabrika dedikleri yer aslında “her gün insanları yutan, akşam olunca da çok yorulmuş insanlar kusan bir canavardı.”
Çocuklar, anne baba ya da arkadaşlarıyla ilişkilerini resimlerle ifade ediyor. Yetişkinler için sıradan görünen bu resimlerdeki her çizginin, hatta noktanın çocuğa göre bir anlamı var.
Çocuklar kendileriyle ilgilenmeyen anne-babayı canavar gibi çizerken, sevdiği insanları meleğe benzetiyor. Antalya Toros İlköğretim Okulu resim öğretmeni Mustafa Nail Kamacı, çocukların farklı bir dünyası olduğunu anlatırken, çizdikleri resimlerin ruh dünyalarını yansıttığını söylüyor. Öğrencilerden bir uçak kazasını çizmelerini isteyen Kamacı, resimlerin hiçbirisinde ölüm olayına yer verilmediğini ifade ederken, "Ya paraşütle atlatmışlar ya da uçmuşlar, ama hiçbirisi ölmemiş." diyor. Kamacı'ya göre, şiddet yaşanan aile ortamlarında çocuklar şiddet uygulayanları canavar, kendisine kızan kişileri kedi gözlü, sevdiği kişileri melek şeklinde resmediyor.
MEHMET BEY sabahları erken vakit evden çıkar, çocuklarının geleceği için gün boyu çalışır, eve dönüşü ancak akşamın ilerleyen saatlerinde olurdu. Her akşam üzeri, geleceklerini çok düşünen babalarını beklerdi çocukları.
Mehmet Bey yalnızca çocuklarını düşünen biri de değildi. Başkalarını da düşünür, sık sık "Ne olacak bu dünyanın hali?" diye düşünürdü. Eh, dünyayı bu halinden kurtarmak için, ne olup bitiyor, öğrenmek gerekiyordu. O yüzden, eve geldiğinde Mehmet Beyin yaptığı ilk işlerden biri televizyonu açıp karşısına oturmaktı. Mehmet Bey elinde kumanda âleti haber kanalları arasında dolaşırken arada bir cep telefonu da çalar; ve bütün bu ‘rakip’leri yenebilirlerse, çocukları birazcık olsun babalarıyla konuşup oynarlardı.
O gün, Mehmet Beyin oğlu Enes için önemli bir gündü. Enes yaptığı resim için öğretmeninden kocaman bir aferin almıştı.
Bazı oyuncaklar, dünyanın her yanında çocukların sevgilisi olmayı sürdürüyorlar. Peki, oyuncaklar çocuksuluğunu yitirdi mi?
Çocukluğumuzda oyuncaklarımızı annemiz babamız, çoğunluklada büyük babalarımız hazırlardı. Genellikle de büyükler çocuklar için kendi hayallerindeki oyuncağı yaparlardı. Babadan oğla kadar geçiş yapan bu oyuncakların eskimeyen bir yanı vardı.Topaç, Çember... Ve tabii ki bez bebekler. İki tahta arasında zıplayan cambazlar. Altına bilyelerin takıldığı, uzun sapından tutup bir ayağımızı koyup diğeriyle de ittirdiğimiz şimdikilerin kay kay dediği tahta oyuncaklarımız. Kızaklarımız ve rengârenk uçurtmalarımız.
Bugün hala Anadolu'nun, belki de çoğu yerlerinde çocuklar kendi yaptıkları oyuncaklarla oynuyorlar. Ağacı yontarak, telleri kıvrım kıvrım bükerek oyuncaklar üretiyorlar. Hiç umulmadık şeylere renk ve şekil veriyorlar.
Gençler, anlaşılmak için canlarından oluyor!
Sorunlarıyla baş edemeyeceğini sanan, anne babası tarafından anlaşılmak isteyen; ama bunun için intihar yolunu tercih eden birçok genç var. Gençler, yaptıklarının nelere yol açacağını tam olarak düşünseler böyle bir davranışa kalkışmazlar.
Fakat genellikle bir anlık öfkeyle hareket ettiklerinden geri dönülmez bir yola giriyorlar. Gençleri bu tür davranışlara iten nedenler arasında sevgi ve ilgi eksikliği (sevginin gerektiği şekilde gösterilmemesi) ile anne-babanın aşağılayıcı davranışları başta geliyor. Peki bir anne-baba, çocuğunu canı gibi severken nasıl aşağılayıp hakaret edebiliyor?
Gerçek şu ki, tutumların çoğu çocuk yaşta edinilmiş olup çoğu otomatik davranışlar olarak ortaya çıkar. Bazı anne-babalar çocuklarının hoşlanmadığı davranışlar karşısında bağırıp çağırıp hakaret ederken o anda onun ruh dünyasında nasıl derin yaralar açtıklarını düşünemezler.
Aile; insanın dünyaya gelmesinin meşru zemini. Anne ve baba adı verilen mühendislerin,Allah 'ın verdiği çocuk denilen malzemeyi işleyerek topluma, renk renk, çeşit çeşit kişilikte insanları yapılandırıldıkları kurum.
Aile; insanı insan olmaya ve daha sonra da topluma hazırlayan donanma üssü. İnsanı insan yapacak cevherleri şartsız sevgi, doğru ilgi ve değer suyu ile dengeli bir şekilde büyütüp, kendi inandıkları ve yaşadıkları yol haritalarını da eline verip hayat yolculuğuna uğurladıkları ana istasyon. Çocuk önce gözleri ile kendi kitabının besmelesini yazar.
Büyüklerin yapıp ettikleri ilk malzemeleridir. Daha sözleri anlama basamağına çıkmadan, gözleriyle tarar insanları, olayları ve çevreyi. İlk yazılanlar kazılanlardır. Yani hep kalıcı olacaklar ve ona yol göstereceklerdir. Dilden söylenenler kulağa, yürekten söylenenler yüreğe yol bulacaktır. Ve çocuk bunu sezgileriyle algılayıp kaydedecektir.
Çocuklarda görülen tırnak yeme alışkanlığına karşı, davranış iyice kalıplaşmadan erken dönemde kalıcı bir çözüm bulunması için psikologdan destek alınması gerektiğini belirtiyor. Uzmanlar, çocukların parmaklarına biber sürme, boya sürme, elleri bağlama gibi ailelerin aldığı yanlış tedbirlerin sağlıksız sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Psikolog Adem Can, çocuklarda ve zaman zaman yetişkinlerde görülen tırnak yeme alışkanlığının erken dönemde çok sık karşılaşılan bir sorun olduğunu söyledi. Parmak emme alışkanlığında olduğu gibi, tırnak yeme alışkanlığının normal kabul edildiği bir dönem olmadığını belirten Can, bunun hangi dönemde ortaya çıkarsa çıksın bir davranış bozukluğu olduğunu kaydetti.
Anne, babadan daha çok dövüyor
Üniversite öğrencileri arasında yapılan araştırmaya göre, her iki gençten biri aile içinde bedensel ceza alıyor. Anneler, babalardan daha çok dövüyor
Araştırmadan çıkan ilginç sonuçlardan biri, çocuklarına, annelerin babalardan daha çok bedensel ceza vermeleri... Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Asude Bilgin'in, 'Aile İçi Bedensel Cezaya İlişkin Bir Çalışma' başlıklı araştırması, dayakla ilgili çarpıcı veriler ortaya koydu.
Son yorumlar
1 gün 1 saat önce
3 gün 2 saat önce
1 hafta 3 gün önce
1 hafta 4 gün önce
1 hafta 4 gün önce
1 hafta 4 gün önce
1 hafta 4 gün önce
1 hafta 4 gün önce
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 5 gün önce