dua

Ellerinize bakın, kendinizi seyredin! Zira, onlar sizin aynanız.


Eller var, karıştırıcıdır. Her şeyi karıştırır. Münasebetsiz ellerdir bu eller. Olur olmaz yere sokulur. Girmemesi gereken yerlere girer. Karıştırıcı eller, pislikten kurtulmaz. Çünkü, karıştırma aşkı “her şeyi” kapsadığı için, bu her şey arasına pislik de girer. Bu tür eller bulaştığı pisliğin faturasını kendi karıştırıcılığına kesmez. “Oralarda ne arıyordun?” diyene, “Öyle her şeyi ve her yeri karıştırırsan, boyuna kadar necasete batarsın” diyene söyleyecek bir şeyi yoktur.

Eller var, düzenleyici ve düzelticidir. Çapak gördüğü göze yumruk olmaz. Kimseye hissettirmeden, bir ana şefkatiyle o çapağı alır. Yüzün ve gözün güzelliğini çapağa feda etmez. Değdiğini bozmaz, düzeltir. Düzelteceğim diye “düz” hatta “dümdüz” etmez. Çünkü bu eller, amuda kalkıp da dünyayı düzeltme iddiasına soyunan “ters”lerin elleri değildir.

Her güne bir "dua" borçluyuz

Kelimelerin kalbine hikmet koyduğu için de şükrettik mi Rabbimize?

Gözümüzü gözümüze göstermediği için de hamd ettik mi Rabbimize?

Ummadığımız halde bizi ebede aday ettiği için minnet duyduk mu Rabbimize?

En acınası halimize, yokluğumuza, herkesten önce, hatta kendimizden bile önce, herkesten daha çok, hatta

kendimizden de çok şefkat edip bizi var kıldığının farkında mıyız Rabbimizin?

Sessizliğimizi en güzel dua bilip dil,damak, dudak verdiğini hatırlıyor muyuz Rabbimizin?

Yeryüzünde gördüğümüz en eski şeyi her sabah en taze şey eyleyip ufkumuza sessizce getiren Rabbimize

Dudağıma borçlu olduğum dualar ..

İki yakamızdan tutulup “Niye şunlar için dua etmedin?” diye hesap sorulacaksa, uzunca bir liste hazırlamalıyız kendimize. Bu listeyi de “dudağımıza borçlu olduğumuz dualar” diye adlandıralım.
Unutulmuşluğun kuyusunda, ilgisizliğin hiç tırmanılmayacak yamaçlarında, anlayışsızlığın körlüğe ittiği karanlıklarda hiçbir dile değmemiş/belki hiç değmeyecek, hiç akla gelmemiş, hiçbir acıyı uyandırmamış nice haller vardır kim bilir?

Tekini kaybetmiş çoraplar duayı hak etmez mi meselâ?

Ters döndürülmüş kaplumbağalar için dua ediyor muyuz meselâ?

Gönderileninin gönderildiğinden habersiz kalmış hiç okunmamış mektuplara acıyor muyuz meselâ?

Hiç kimsenin görmediği, görse de anlayamadığı çocuk gözyaşları için ağlıyor muyuz meselâ?

‘Anne yüreği’ Yaradan’ın hediyesidir sana, anne!

Anneciğim;
Adının önüne yakışacak kelime bulamadım. Bütün güzel kelimeleri kullansam da seni ifade etmeye yetmez, biliyorum. Sen benim annemsin. Dupduru imanınla, sıcacık duygularınla tohumlarımı filizlendiren toprağımsın. ömür ağacım senin toprağında meyveye durdu; dualı nefesin ve çileli gözyaşlarınla olgunlaştı. Dualarınla örülen merdivenlerle aşabildim hayatın yokuşlarını, korkunç uçurumlarını.

Senin gözyaşların gül tomurcuklarına benzer. Seherin en sakin köşesinde herkes uyurken dökülür duaya kalkmış yumuşak avuçlarına. Gözlerinden dökülen billur katreler, benim hayatımda çiçeklenir birer birer. Karanlıklarım dualarınla aydınlanır. ümidim odur ki; yollarımın çamuru, kirlerim, hatalarım, dualarınla arınır. Sen ki; gönül ayağım kaymaya meylettiğinde kilometrelerce öteden bunu hissedersin. çünkü senin gönlün hakiki muhabbete açıktır. şefkat pınarlarını yollarımdan çekersen ne olur hâlim?!..

Annesi babası hayatta olanlar! Sarılın onlara doya doya!

Annesiz bayramlar

Geçenlerde TRT'nin iftar programına konuk oldum. Serdar Tuncer'in Topkapı Sarayı'ndan sunduğu programın seviyesi, kalitesi herkesin malumu. Mukaddes emanetlerin hemen yanı başında yapılıyor çekimler.
Sarayburnu'nun hemen üstünde, sultanların iftar vaktini dualarla beklediği kamelyanın altında. Sohbetin bir yerinde Serdar yüreğimi burkan bir soru yöneltti. 'Galiba Ramazan ayını ilk defa annesiz yaşıyorsunuz.' deyiverdi. Doğru söylüyordu. Vefatından sonra ilk defa Ramazan'ı idrak ediyordum. Bu sual üzerine söyleyecek ne makul sözüm kalmıştı; ne de yapacak makbul bir yorumum. Kem küm etmekten başka çarem yoktu. Nasıl diyebilirdim ki 'Kaybettiğim günden beri onu dayanılmaz bir hasretle anıyorum.' Nasıl ifade edebilirdim ki (ve izah ederken nasıl gözyaşlarıma hâkim olabilirdim ki) onu hâlâ yaşıyor sanarak sık sık telefona sarılıp hal hatır sorasım geliyor..

ALLAH HAYSİYETİNİZİ ARTIRSIN...

Çocuk bir yandan dizini tutarak bir yandan da koşarak annesinin yanına gelir.Ağlamaktadır.Anne telaşla sorar:

-Ne oldu oğlum?

Çocuk:

-Düştüm, der.

Anne, gözlerinİ çocuğun pantalonuna doğru dikerek;

-Pantalonun daha yeniydi. Bakayım, yırtılmamıştır umarım.

Çocuk daha çok ağlar…
****************************

Peygamberimiz(s.a.v) Yemekten Önce Dua Eder miydi?

Peygamber Efendimiz yemeğe başlarken şöyle dua ederdi:

"Allahumme barik lena fima razektena ve kına azabennar", " Bismillah"
Allahım; rızık olarak bize verdiğini bereketlendir, bizi ateş azabından muhafaza eyle, Allahın ismiyle başlıyorum. (Nevevi, Ezkar, 205; Mecmuatü'l-Ahzab)

Yemeğe başlarken besmele çekilmesiyle ilgili Hadisler vardır:

“Besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!”( Buhârî, Et`ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108. Ayrıca bk. Tirmizî, Et`ime 47; İbni Mâce, Et`ime 8. )
“Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şayet yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı anda ‘baştan sona bismillah’ desin.”( Ebû Dâvûd, Et`ime 15; Tirmizî, Et`ime 47.)

Mutsuz başlayan bir evlilik nasıl düzelir?

Böyle bir eş ve evlilik hayal etmemiştiniz. Ailenizin, arkadaşlarınızın etkisinde ya da bunalımlı bir zamanınızda karar verdiniz

Ama hayal kırıklığına uğradınız. "Hiç hayal etmediğim bir insanla hayal bile edemeyeceğim bir evlilik yaptım?" diye pişmanlık duyuyorsunuz. Başkaları evlilikle gül bahçesine girerken; kendinizi yıkılan hayallerinizin enkazı altında kalmış gibi hissediyorsunuz. "Keşke, keşke" deyip duruyorsunuz.

Ya da severek evlendiniz; ama evlendikten sonra hiçbir şey istediğiniz gibi olmadı.

Peki ne düşünüyorsunuz? Başlamadan bitirmeyi mi?

O kadar kolay mı bir insanın dünyasına girdikten sonra onu yüzüstü bırakıp kaçmak?

İnanmak ...

Köyün birinde kuraklık olmuş..Ne tarlaları canlandıracak, ne de hayvanların içebileceği bir damla su varmış..Tam bir kuraklık havası hakimmiş.

Çaresiz köylüler, çareyi Hak kapısında aramışlar..Çoluk çocuk herkesi toplanmış, yanlarına hayvanlarını da alarak, yağmur duası için kırlara çıkmışlar..

Köyün imamı eşliğinde tövbe ve istiğfar edip Allah’tan merhamet dilemişler..

Henüz onlar ellerini indirmeden, Allah’ın inayetiyle gök gürlemeye başlamış..

Köy halkı da sağanak yağmur altında sırılsıklam olmuş..

Sadece şirin bir kız çocuğu ıslanmamış!..

Cennet anaların ayakları altındadır

"Anne girdin düşüme./ Yorganın olsun duam;/ mezarında üşüme." (N.F.Kısakürek)
Annenin çocuğuna karşı şefkat duygusu daha o bedenine düştüğü andan itibaren başlar. Artık anne onun için yer, içer ve uyur. Canına can katılmıştır ve taşıdığı emaneti birken iki olmuştur.

Bebek dünyaya geldikten sonra ise artık tüm kaygıları, endişeleri, sevinç ve hüznü onun üzerinden olur. Artık iki kez korkar, iki kez umutlanır, iki kez hayal kurar, iki kez endişelenir. Hayata dair tüm planları, bakış açısı çocukları üzerinden şekillenir. Çocuk sayısına göre katlanır.

Konuyla ilgili benzer içerik


Son yorumlar

Anket

İçeriği paylaş