Duygu ve Düsünce Yazilari

Asıl Özür, Gönüldedir

İnsanın hem yücelerin yücesine çıkış yolu, hem de aşağıların aşağısına iniş yolu açıktır. Yani Peygamberlere komşu olacak makama kadar yükselebilir, melekleri bile geçebilir… Aynı insan, hayvanlardan daha da değersizleşebilir, hatta şeytanlaşabilir. Gaflet perdesiyle kapalı olan gözü, dünyadan başka şey görmez. Hep madde, hep para, pul, servet, makam, mevki, zevk, keyif ve eğlence peşinde helal haram dinlemeden Şeytan’ın askeri olur… Ancak Rabbi’ni bilen, O’nun kulu olduğunu unutmayan, Peygamber çizgisinden sapmayan, yaratılış amacının dışına çıkmayan yüksek ruhlular da, melekleri dâhi imrendiren mânevî derecelere ulaşabilirler. Melekler ise, yaratılış çizgisini sürdürürler. Ne aşağıya düşerler, ne de makamlarını yüceltebilirler.

İnternet Aşkları...!

Sizlerden gelen maillere bakılırsa “İnternetten kurulan aşk ilişkileri” gündemde… ve bir çok kişinin kafası karışmış durumda sevgili okurlar. Dilerseniz bu konuda bazı açıklamalar yapayım.

İnternetin hayatımıza girmeye başlamasıyla birlikte, internet üzerinden “tanışmalar”, “görüşmeler, “flört etmeler” hatta “aşık olmalar” yoğun biçimde artış gösterdi. Pek çok kişi bu konuda sorular sormaya başladı. Sorular ortak bir çizgiden çıkıyormuş gibi görünse de, farklı zeminlerde cevaplanması gereken ayrıcalıklar içeriyor. İnternet üzerinden yaşanan aşkların aşağıdaki soru formuna cevap vermek istiyorum bugün:

Yaşasın Pazartesi...!

“Yine pazartesi… yine hafta başı… offf bugün canım hiç bir şey yapmak istemiyor…!” içerikli sorular geliyor radyoda pazartesi günleri.

Bir “Pazartesi sendromu” almış başını gidiyor sevgili okurlar.

Daha ziyade öncelikle batılı ülkelerde, duygusal ilişkilerden yoksun kurumlarda çalışan kesim için, “haftanın ilk iş günü” olması ve önünde çalışacak kocaman bir haftanın beklediği kaygısından yola çıkarak başlamış gibi görünüyor. Günümüzde ev hanımları dahil olmak üzere, öğrenciler, memurlar, iş adamları…vs. herkesin şikayet ettiği bir gün olmaya başladı pazartesi.

Aile, 'Gürültü'dür!..

Curcuna... Koşuşturmaca... Kovalamaca... Kavga... Bağrışma...

Akşama kadar başı şişer (!) birçok annenin...

Kimin kimi sevdiği belli değildir evde...

Kimin kime kızdığı...

Kimin kimi çimdiklediği... Hep "o" başlatmıştır tartışmayı...

"Bunu kim böyle yaptı?" diye bağırarak işe başlayınca anne, doğal olarak da suçluyu (!) asla tayin edemez... Çünkü hep "O başlattı anne... Ben hiçbir şey yapmadım..." cevabını alır çocuklarından.

...

Ayyy ne gürültü!..

Sık sık çal kalbinin kapısını...

Yaşamayı unutarak yaşıyoruz. Gözlerimizin içine içine bakan hayatın
neresindeyiz çok zaman? Size, gözlerini (yerinden) oynatırcasına bakan bir
çocuğa bakmadan bir adım atabilir misiniz! Kaç çocuk bakışı her an bir
köşebaşından sana.
Her an kaç aşk bakışıyla bakar yaşamak sana... Bunu bir söyleyen olmadı
mı Allah aşkına? Nefeslerin söylemiştir de; duymamışsındır. Duymamışsındır;
günün gecenin selamını. Oldu mu şimdi! İşin ne senin öyle koşturuyorsun
da... Ne çocukların gözyaşını silmeye gücü yetiyor yaptığın işler, ne de bir
annenin feryadını dindirmeye...
*

Aynaya bakınca kimi görüyorsun?

Bütün zamanların en aptalca sorusunu soruyorum dostuma: “Aynaya baktığında kimi görüyorsun?” Sorunun cevabını vermeye kalkmak daha da aptalca olmalı ki. Cevap vermeye yanaşmıyor. Dudak büküp, omuz silkerek: “Elbette ki kendimi...” diyor.

“Beni görecek değilsin ya!” diye teselli ediyorum. “Aynada gördüğünü ‘Bu benim işte!’ diye tanıyorsan, bunun hiç hesap etmediğin bir bedeli var” diye ekliyorum. Yeniden omuz silkiyor, dudak büküyor. Şaşkın ama umutsuz bir ifade beliriyor yüzünde: “Nasıl yani?”

Kendinin tamir ustası olmak istiyorum

Kendinin tamir ustası olmak istiyorum

Sözümün tamamı kendime, önce beni görmeli gözlerim ve beni okumalı zihnim. Zihnimin raflarında duran ve habire yenilerini ilâve ettiğim bilgilerin kaçı gerçekten bilgi ve o raflarda durdukça bana neler oluyor? "Ah ya, gerçekten de öyle, aslında ben de çok isterim" dediğimiz her şeyi aslında hiç istemediğimiz, sadece istememiz gerektiğini düşündüğümüz için söylediğimizin farkına varmamız bile, o bilgi dediğim pek çoğu asılsız ve gereksiz malumatlar yığını tarafından engelleniyor.

Çünkü o bir anne!


'Çünkü...''

Yazıya başlayacaktım ki, o girdi içeriye. Kucağında bir “melek”le. Şefkatin Derya olup taştığı o mahzun kalbin odacıklarında kaybediverdim aklımı. Bir anda altüst oluverdim. Yazacağım yazının başından sürüldüm, bana yazılmış yazının eşiğinde buldum kendimi. Hemen şimdi, sıcağı sıcağına içimde ka(y)nayanları döküyorum satırlara.

Terliklerin Efendisi!..

Kapi yaninda çikarildigi yerde ulu sahibini bekleyen baba terligi, evdeki bütün terliklerin en yetkilisi ve en büyügü olsa da, terliklerin efendisi; ‘misafir terligi’dir! Tipki sadece misafir geldiginde ortaya çikarilan kirk iki parçalik yemek takimi gibi Türk misafirperverliginin doruk noktasi, bir nevi yol-yordam nesnesidir.
Portmantoya bitisik nizam itinayla dizilen bu terlikler, annelerin en hassas oldugu konulardan olup özeldir, dokunulmazlik sahibidir. Kapidan giris devir hizi yüksek ve kanbagi olanlar için kisiye özel terlikler; sair misafirler için ise muhtelif numaralarda set bulundurulur. Gerektiginde lojistik destek olarak sizin ayaginizdakiler bile misafire verilse de, her seferinde bir sakillik yasanir.
Terliklerin efendisi, misafir üzerinde hakimiyet sahibidir.

RÜZGAR YOKSA KÜREK ÇEK….

Karşılaşılan her güçlük, her tehlike, aşılması gereken bir engeldir.

HAYAT AKSİYONDUR, DAYAN…!

Sabrın yerini hayatta hiçbir şey tutmaz…Eğer amacına ulaşmak istiyorsan, her zorluğa göğüs ger, her ıstıraba katlan..

AZMİNİN HER KIRILIŞINDA, GAYENİ – AMACINI DÜŞÜN..!

Eğer rüzgar yoksa, kürek çek;Bal yapan arıyı düşün,sonra…Koca Çınarı deviren ağaç kurdunu,ve….karıncayı hatırla.UNUTMA! HERŞEYİN BEDELİ VAR…!

Kanadını çırparak, dala yükselir kuş; Oturup boş yere çırpınmak neye yarar?Önce sebep göster,Sonra ümitten söz et..Hayat aksiyondur, dayan!

Konuyla ilgili benzer içerik


lezzet vadisi


Son yorumlar

Anket

lezzet vadisi

İçeriği paylaş