Eşinizin geç kalacağını haber vermeden akşam vakti sizi bekletmesine üzüldünüz, hatta merak ettiniz. Geldiğinde öfkeyle karşıladınız ve gerçek sebebi öğrenmeden önce kendinize göre tahminleri sıralamaya başladınız. O da size ters ifadelerle karşılık verdi. İyi bir tartışma sebebi değil mi? Veya hasta olduğunuz bir gün eşinizden size bakmasını, bir şeyi yapmayı unutmanızı anlayışla karşılamasını bekliyordunuz ama olmadı.
Hatanızı yüzünüze vurup utandırdı. Siz de ona öfkeyle karşılık verip tartıştınız. Hasta halinizle iyi bir küsme sebebi sayılır. Evliliklerde yaşanan en büyük problem eşler arasındaki iletişimsizliktir. Kimi çiftler, anlaşmazlıklarını hiç konuşmadan olduğu gibi saklayıp gelecekte bir gün hesabını sormak üzere biriktirir. Birçok çift de sorunlar karşısında gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmek yerine öfke duygusuyla hareket eder. En küçük bir yanlış anlaşılma büyük tartışmalara dönüşür ve sen beni sevmiyorsun zaten veya sen beni bir kere bile anlamadın seviyesine gelir.
Sizin veya yakınlarınızın sık sık krizlerin yaşandığı, aile üyelerinin gerildiği, ilişki koptu kopacak dendiği ve boşanma aşamasına gelinen evliliği mi var?
Eşinizle yaptığınız tartışmalar ve yaşadığınız krizler sizi boşanma noktasına mı getiriyor? Krizleri atlatıp bir sonraki krize kadar evlilik heyecanına devam ediyor, ama evliliğinizin kopma noktasına gelmesinden de endişe mi duyuyorsunuz?
Her krizle ailelerin, dostların bilhassa çocukların ağzının tadı kaçıyor, evliliğe yeniden devam da sevindirici olmuyor mu? Zira her an yeni bir krizin endişesi yaşanıyor değil mi?.. Doğru bir düzeni olmayan fakat boşanmanın sık sık dile getirildiği, lastik gibi gerilen ve sonuçta kime ne zarar vereceği bilinmeyen, kopma da yaşanmayan bu evlilik türü eşler ve çevrelerindekileri için boşanmış olanlardan daha yıpratıcıdır.
Akıllı erkek, eşini korku ve baskıyla değil, saygıyla kendine bağlar
Evlilik bir arkadaşlıksa başı derde düşen veya yanlış bir şey yapan kadının, "Ben şu yanlışı yaptım." diye ilk koşacağı kişi eşi olmalıdır. Kendisinin sevildiğini, değerli ve güvende olduğunu hissetmelidir.
Kadın kocasının istediği yemeği yaparken dalgınlıkla yakmıştı. Korkusundan ne yapacağını bilmiyordu. Çünkü eşi gelmek üzereydi ve hazırlayacak bir şeyi de yoktu.
Komşusunun "Bir yemek yakmak için bu kadar korkulur mu?" sözlerine "Siz onu tanımıyorsunuz. Bu evde her şey dediği gibi olmalı, aksi takdirde dünyanın çivisi yerinden çıkar." diyordu.
Biraz sonra kocası geldiğinde komşu bağırma seslerini duymamak için kapıları kapatarak en iç odalara kaçmıştı.
İşte böyle!..
Evlenecek gençlerin nerede oturacakları, evlilik kararından önce taraflarca tespit edilmeli ve bilinmelidir. Meselâ, erkek eğer ailesiyle birlikte oturacaksa bunu baştan söylemelidir. İki taraftan biri, yeni evlilerin kendileriyle aynı evde, aynı apartmanda, yan yana veya üst üste oturmasını istiyorlarsa bunu onlara söylemeliler. Bazı şeylerin, itiraz etmenin durumu değiştirmeyeceği noktalarda söylenerek, oldubittiye getirilmesi doğru olmaz. O anda bir şeylerin hatırına üstü örtülse bile ilk fırsatta dile getirilip, ortaya dökülecektir.
Aile büyükleri, evlenenin kendileri değil çocukları olduğunu unutmayarak, kararları onların almasını sağlamalı, en azından onaylamalarını beklemelidir; büyüklere düşenin bu zor dönemde gençlere yardımcı olmak, kılavuzluk etmek olduğunu unutmamalıdırlar.
Aile büyükleri, yeni evlenenlerin “büyükleri mutlu etmek” gayesiyle evlendikleri zannından vazgeçmelidirler. Onların evliliğinin gayesi de bu değildir zaten...
Gençler, büyüklerini mutlaka sayıp sevecek,

Bir zamanlar göklere çok meraklı bir kral varmış. Yıldızların hareketlerini inceden inceye tetkik eder, ayın ve güneşin gökyüzündeki seyrini dakikası dakikasına izlermiş. Bilge kral halkına bir mutluluk kaynağı olsun diye, güneşin hareketlerine göre gölgesi biçimden biçime giren bir küçük heykel yaptırmış. Herkesin günün her saatinde seyredebileceği bu heykelin gölgesi güneş ışınlarının açısına göre şekilden şekile girermiş. Sabahları heykelin dibinde kanatlarını alabildiğine açmış bir kartal gölgesi belirirmiş. Öğleye doğru kartal kanatlarını yavaş yavaş toplar bir denizlerde sevinçle zıplayan iki yunusun silüeti ortaya çıkarmış. Tam öğle vaktinde ise heykelin gölgesi iyice küçülür ve bakanlar dibinde sevimli küçük kelebeklerin gölgelerini seyrederlermiş. Gün ikindiye eriştiğinde heykelin doğu tarafına taşınırmış gölgeler� Gündüzü böylece geçiren halk, ayın çıktığı geceler de ayrı ayrı gölgeler seyrederlermiş heykelin yanında. Bilge kral halkını mutlu etmekten memnunmuş�
Ailede alış-veriş eşlerin ortak sorumluluklarındandır. Ancak¸ erkekler işleri dolayısıyla¸ bazen de işin kolayına kaçarak evin bütün alışveriş yükünü¸ işlerini bahane ederek hanımının üstüne bırakmaya çalışır. Her ne kadar evin ihtiyaçları öncelikle hanımları ilgilendirse de bu iş tek başına hem yorucu olur¸ hem de evde tatsız tartışmalara yol açabilir.
Öncelikle evin hanımı hâlinden şikayet eder. Çok yoruluyorum¸ verdiğin para yetmedi¸ daha alacaklarım kaldı¸ taşıyamıyorum¸ vs. Bu şikayetler uzadıkça evdeki huzursuzluklar artar¸ çocuklar bu tür olaylara şahit olursa etkilenebilir.
Her zaman belirttiğimiz gibi bu konuda da işin kolayına kaçmadan orta yol bulunabilir. Şimdi hiçbir şey eskisi gibi değil. Erkekler iş dönüşü evin önemli ihtiyaçlarını alabilir. Çünkü artık adım başı marketler¸ hipermarketler¸ alışveriş merkezleri var.
Kadın denilen kayıp kıtayı keşfe çıkan milyonlarca erkek, çoğu zaman eli
boş döner açık denizlerdeki bu nafile seferlerinden ...
Keşfettiğini sananlarsa bir süre sonra (belki birkaç sene, belki birkaç
saat) ayak bastıkları kıtayı bambaşka bir iklime bürünmüş bulunca,
Kolomb sendromuyla "Acaba yanlış kıtada mıyım " telaşına kapılırlar.
Oysa genellikle kıta değildir yanlış olan; kaşifin kıtayı algılayış
biçimidir ...
Asgari topografya bilgisinden yoksun oluşudur ...
Kıta'nın bazen kaşife göre mevsim değiştirebilen, aynı anda birkaç iklimi
bir arada yaşayabilen potansiyelini algılayamayışıdır ...
güverteden karanın görünüşüyle, kıtadan kaşifin görünüşü arasındaki farkı
kavrayamayışıdır.
Hanımlarını ihmal eden beyler bu olayı düşünmeli?
Ramazan'ın hafızalara bıraktığı güzel hatıralardan biri de, cami avlularında kurulan kitap fuarları olsa gerektir.
Yazarlarla okurlar bu fuarlarda buluşarak karşılıklı fikir alışverişinde bulunuyor, sorular sorulup cevaplar alınıyor, sıkıntılar dile getirilip çözümler araştırılıyor.
Hatta oldukça tebessüm ettiren tevafuklar da söz konusu olabiliyor bu yazar-okur sohbetlerinde. İzin verirseniz Sultanahmet Camii avlusundaki fuardan kalan bir okur-yazar sohbeti hatıramı paylaşayım sizlerle.
Mahkeme salonunda, seksen yaslarindaki yaslı ciftin durumu icler acisiydi...
Adam inatçı bakıslarla, suskun ninenin aglamaktan iyice çukurlasmis gözlerini ve bikkin bakıslarını süzüyordu
Hakim tok sesiyle, yaslı kadına: „Anlat teyze, neden bosanmak istiyorsun?“
Yaslı kadin, derin bir nefes cektikten sonra bas örtüsüyle agzini aralayip, kisilmis sesiyle konusmaya basladi:
Bu herif yetti gayri, 50 yildir bezdirdi hayattan...“
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda...
Sessizlik, bu tür haberleri her gün manset yapan gazetecilerden birinin flasiyla bozuldu...
Eşine karşı nasıl davranması gerektiğini bilmeyen kadının şikâyete hakkı var mı?
"Mükemmel bir kocanın nasıl olmasıyla ilgili bir kitap arıyorum. Eşime vereceğim ki, hatalarını anlayıp düzeltsin." diyen kadına arkadaşı sordu: "Peki sen mükemmel bir kadın mısın?" Nedense genel olarak eşler, birbirlerini mutsuz eden taraflarını görüp sürekli şikâyet ettikleri halde, "Evliliğimde mutluluğu yakalamak için asıl kendim ne yapabilirim? Bana ne görevler düşüyor?" diye düşünmezler.
Psikiyatriste veya bir evlilik danışmanına gittiklerinde hep eşlerinin hatalarını sayıp dökerler. "Benim şu yanlışlarım var. Eşim de bundan rahatsız oluyordur. Ben bunları nasıl düzeltip, onu mutlu edeceğim?" diyenler maalesef yok denecek kadar az.
Son yorumlar
1 hafta 5 gün önce
2 hafta 10 saat önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce