Sizin veya yakınlarınızın sık sık krizlerin yaşandığı, aile üyelerinin gerildiği, ilişki koptu kopacak dendiği ve boşanma aşamasına gelinen evliliği mi var?
Eşinizle yaptığınız tartışmalar ve yaşadığınız krizler sizi boşanma noktasına mı getiriyor? Krizleri atlatıp bir sonraki krize kadar evlilik heyecanına devam ediyor, ama evliliğinizin kopma noktasına gelmesinden de endişe mi duyuyorsunuz?
Her krizle ailelerin, dostların bilhassa çocukların ağzının tadı kaçıyor, evliliğe yeniden devam da sevindirici olmuyor mu? Zira her an yeni bir krizin endişesi yaşanıyor değil mi?.. Doğru bir düzeni olmayan fakat boşanmanın sık sık dile getirildiği, lastik gibi gerilen ve sonuçta kime ne zarar vereceği bilinmeyen, kopma da yaşanmayan bu evlilik türü eşler ve çevrelerindekileri için boşanmış olanlardan daha yıpratıcıdır.

Bir zamanlar göklere çok meraklı bir kral varmış. Yıldızların hareketlerini inceden inceye tetkik eder, ayın ve güneşin gökyüzündeki seyrini dakikası dakikasına izlermiş. Bilge kral halkına bir mutluluk kaynağı olsun diye, güneşin hareketlerine göre gölgesi biçimden biçime giren bir küçük heykel yaptırmış. Herkesin günün her saatinde seyredebileceği bu heykelin gölgesi güneş ışınlarının açısına göre şekilden şekile girermiş. Sabahları heykelin dibinde kanatlarını alabildiğine açmış bir kartal gölgesi belirirmiş. Öğleye doğru kartal kanatlarını yavaş yavaş toplar bir denizlerde sevinçle zıplayan iki yunusun silüeti ortaya çıkarmış. Tam öğle vaktinde ise heykelin gölgesi iyice küçülür ve bakanlar dibinde sevimli küçük kelebeklerin gölgelerini seyrederlermiş. Gün ikindiye eriştiğinde heykelin doğu tarafına taşınırmış gölgeler� Gündüzü böylece geçiren halk, ayın çıktığı geceler de ayrı ayrı gölgeler seyrederlermiş heykelin yanında. Bilge kral halkını mutlu etmekten memnunmuş�
Buram buram dert kokan demli çaylar, sıcacık börek dilimleri, un kurabiyeleri ve daha neler neler… Hayranım, elleri hamur yoğuran, incecik zeytinyağlı dolma saran kadınlarımıza. Hayranım, her fırsatta “Difrizde böreğim var. Yanına kısırla, çay demledik mi” deyiverip evine buyur eden komşularıma… Böylesi hasbihal zamanlarında söz dönüp dolaşır hep erkeklere ya da çocuklara gelir. Serde eğitimcilik olunca, bu konuda yazacak çok şeyde bulunuyor söylenecek çok sözde.
Sahi kim kimden çeker. Kadınlara sorsan yük onlarda. Top sırası erkeklere gelince onlarda karşı taraftan yakınırlar.
Ben onu bunu bilmem: Kadınlar yalnızlıkla yaşam arasında daima gergef işler, ilmek ilmek örer, düğüm atar ya da ütü yapar çekmeceye kaldırırlar.
Yalnızlık kadınlar için vazgeçilmez bir sonuç.
Evli olsa : “Eşim beni anlamıyor” der yakınır. Dönüş bileti olmayan bir yolcunun gelmeme ihtimalini hesap edemez ve yıllarca anlamasını bekler.
İnsan neden sırdaşı, can yoldaşı, hayat arkadaşı olan eşini aşağılar?
Bir erkek neden eşini sürekli küçümseyip onu hor ve hakir görerek acı çektirip yıpratır? Bu varsa bile hataların düzeltilmesi adına gidilebilecek bir yol değildir.
Yıllardır dört çocukla birlikte evlilik yükünü taşımaktan yorulmuş, omuzları çökmüştü. Eşinin her akşam, çocuklarının yanında onur kırıcı, küçük düşürücü sözleri onu bitirmişti. Kendisi "a" dese eşi mutlaka "b" diyor, hiçbir konuda anlaşma sağlayamıyorlardı.
Annenizin etkisi altında kalarak eşinize düşman olmayın
Anne ve eş iki önemli varlık. Her ikisi de birey için vazgeçilmez ve vazgeçilmemesi gereken iki önemli insan.
Ancak yapılan en yaygın hata bu iki insanı kendi konumunda değerlendirmemektir. Yani anneniz, size annelik duygusu ile yaklaşacaktır ve sizin bu yaklaşım karşısında vazifeniz evlat rolü ile mukabele etmektir, ancak eşinizin sizin karşınızdaki rolü eş olmaktır ve siz de buna mukabil eş olma rolünüzle karşılık vermelisiniz. Her ikisinin de size yaklaşımı bulundukları konum itibarıyladır.
İNSANIN BİR EŞİ OLMALI, AMA ADAM GİBİ !!!
İnsanın eşi olmalı, bakarken yüreğinin kabardığı, gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı...aşık olduğu bir eşi olmalı!
Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp, şükürler etmeli Yaradana. Koklamalı saçlarını. Uyuyan eşine şefkatle bakıp, usulca dokunmalı yüzüne, varlığını hissedebilmek için. Parmakları titremeli, incitirim korkusuyla. Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü...kramplar girmeli midesine, onsuzluk aklına geldikçe!
Böyle bir eş ve evlilik hayal etmemiştiniz. Ailenizin, arkadaşlarınızın etkisinde ya da bunalımlı bir zamanınızda karar verdiniz
Ama hayal kırıklığına uğradınız. "Hiç hayal etmediğim bir insanla hayal bile edemeyeceğim bir evlilik yaptım?" diye pişmanlık duyuyorsunuz. Başkaları evlilikle gül bahçesine girerken; kendinizi yıkılan hayallerinizin enkazı altında kalmış gibi hissediyorsunuz. "Keşke, keşke" deyip duruyorsunuz.
Ya da severek evlendiniz; ama evlendikten sonra hiçbir şey istediğiniz gibi olmadı.
Peki ne düşünüyorsunuz? Başlamadan bitirmeyi mi?
O kadar kolay mı bir insanın dünyasına girdikten sonra onu yüzüstü bırakıp kaçmak?
Son yorumlar
1 hafta 5 gün önce
2 hafta 11 saat önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 3 gün önce
3 hafta 3 gün önce