"Yarın sabah saat yedi buçukta kalkacağım" dedi genç kız.. Sonra ertesi günün programını yaptı.. "Duş.. Kahvaltı.. Evden çıkış.." diye başlayarak.. Önemli bazı ihtiyaçlarını karşılamak üzere alışveriş merkezine gidecekti. Sonra öğle yemeğinde uzun zamandır görmediği bir arkadaşı ile buluşacaktı. Öğleden sonra bir iş randevusu vardı..
Saati sabah 7.30'da çalarken "Duş yapmasam da olur" diye düşündü... "Yarım saat daha kestireyim.."
Bir yarım saat daha için kahvaltıdan da vazgeçti..
Alışveriş mi?.. O kadar da önemli değildi canım.. Ertesi güne kalabilirdi. Öğleye kadar uyusa ne kadar iyi olacaktı. O kadar sıcak ve çekici idi ki, yatak..
Hiç dönüş bileti olmayan bir otobüsün içinde yolculuk yaptın mı?
O vakitlerde, içini ısıtacağını inandığın çay, sıcak bir tebessüm ve bir çift söz işe yaramaz. El sallamalar, ardından dökülen sular, veda sözleri, gözyaşları anlamsızdır. Duymak istediğin tek bir nida vardır: Ezan… ”
Sene 1999… Nevin’in İlk mektubu bu cümlelerle doluydu. Bir evlilikle değişen sadece soyadı olmamış, hayatının akışı, mektup adresi, alış-veriş alışkanlıkları, dostları, ibadetleri, okuduğu kitaplar, yürüdüğü asfalt, her gün öfkelendiği trafik, lisanı, yemek alışkanlıkları, aynadaki yüzü, çeşmeden akan suyu, apartman boşluklarından duyduğu sesler… Sokakta oynayan çocuklar… Ve daha neler, neler… Değişmişti.
Dayanabilir miydiniz bunca değişime?
Yoğunuz, hem de çok yoğun. Ve üstelik yorgunuz. Göz kapaklarımız kapanıncaya dek meşgulüz.
Hep bir şeylerin peşinde tüketmekteyiz zamanı. Kadınlar ev temizliği ve ortalığı toplamak dedikleri şeyleri yaparken, erkekler yolda, trafikte eritmekte zamanı.
Kimi zaman otobüste, kimi zaman televizyon ya da bilgisayar başında, kimi zaman da derslerimizle yaşamaktayız hayatı.
Kime rastlasam yoğun ve yorgun bu aralar. Kimi dersler diyor: "Onlarca ders var çalışmam gereken." Kimi ev işleri diyor: "Çocuklarla uğraşıyoruz akşama kadar." Kimi işler diyor: "Bilirsin para kazanmak kolay değil."
Yorgun
Meksika'da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola çıkıyorlar. Sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor, "Hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik?"
Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki;
"Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik..."
Ben Hayatı Alayım, Şıklık Size Kalsın!
Boşver, aldırma diyorsun içinden.
Olur mu, boşvermek yakışır mı hiç sana, diyorlar.
Önemsiyorsun, dertleniyorsun, üzülüyorsun. Uykuların kaçıyor.
Hiç takmayacaksın, bunları dert etmek sana yakışmıyor, diyorlar.
Üstten bakıyorsun...
Yakışmadığını söylüyorlar.
Aşağıdan alıyorsun.
Yakışmıyormuş, öyle diyorlar.
Arkanı dönüyorsun.
Olmuyor.
O zaman gözünün içine içine bakıyorsun.
Bu sefer de kabalık sayıyorlar.
Sanki hayat yakaya takılan bir gül bunlara göre...
Öyle uzaktan bakıp değerlendiriyorlar: İyi duruyor mu, durmuyor mu? Uymuş mu, uymamış mı? Cıvık mı, şık mı?
Öyle olsa ne güzel olur.
Ama değil, bu bizim mecburiyetlerimizle özgürlüklerimizi aynı kazanda harmanlamaya çalıştığımız hayat olsa olsa ancak solgun bir gül oluyor dokununca...
Karaca ile Avcı
Karaca bir gölün kenarında su içiyordu. Durgun suda kendi güzel aksine bakarak:
-Ah! diye söylendi. Ne kadar asil boynuzlarım var. Böyle şahane çatallı, güçlü boynuzlarıma biraz daha yakışan ayaklarım olsaydı ya... Ne yazık ki çok ince ve hafif ayaklarım var.
Tam o sırada bir avcı çıkageldi. Ağaçların arasından keskin bir ses çıkaran okunu fırlattı. Karaca bir anda ileri atılarak az önce şikayet ettiği o hafif ve zarif ayakları sayesinde, yıldırım hızıyla oradan uzaklaştı.
Fakat tam gözden kaybolmak üzere ormana dalacağı sırada boynuzları dallara takılarak avcının eline düştü. Son anında durmadan:
-Heyhat!... diyordu.
Bir grup öğrenciden Günümüz Dünyanın Yedi Harikası'nın neler olduğunu
düşündüklerine dair bir liste yapmaları istenir. Aralarında
anlaşmazlıklar
çıkmasına rağmen aşağıdakiler en fazla oyu alanlardır:
1)- Mısır'ın Büyük Piramitleri
2)- Tac Mahal (Taj Mahal)
3)- Büyük Kanyon (Grand Canyon)
4)- Panama Kanalı
5)- Empire State Binası
6)- St. Peter Bazilikası (St. Peter's Basilica)
7)- Çin Seddi (China's Great Wall)
Öğretmen oyları toplarken, sessizce duran bir kız öğrencisinin henüz
kağıdını vermemiş olduğunu farkeder.
"Bir yaz günü plajda oturuyor kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum...
Her ikisi de deniz kıyısında kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle, kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı...
Kale neredeyse tamamlanmışken büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu...
Herşey bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü...
Bütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların gözyaşlarına boğulmalarını bekliyordum...
Ama çocuklar beni şaşırttı...
Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.
İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.
Mevsim ne olursa olsun hayat gerçekten çiçekli bir yoldur… Biz kendi aynamızı nasıl boyarsak öyle görürüz içindeki görüntüyü…
Aynamızı birbirinden güzel çiçeklerle donatalım mı bugün, ne dersiniz?
Attığımız her adım, geçtiğimiz her yol bir çiçekli bahçeye dönüşebilir. O halde milyonlarca çiçek bahçeleriyle karşılaşacağız demektir.
Bu bahçeleri birbiri içine sarılmış olarak düşündüğümüzde de güzel kokusu ve yapraklarıyla büyük bir gül goncası karşımıza çıkacaktır. Kararan kalplerimizi temizleyen, paslıysa pasını silen, kilitliyse kilidini açan da bir gül goncası olan kâinatın Ustasına işaret eden güzellikleridir.
Son yorumlar
2 gün 12 saat önce
4 gün 13 saat önce
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 6 gün önce
1 hafta 6 gün önce
1 hafta 6 gün önce
1 hafta 6 gün önce
1 hafta 6 gün önce
2 hafta 2 saat önce
2 hafta 2 saat önce