İnsaniyetin zaferi, nezaketle kazanılabilir. O hâlde nezaket yoksa görme yok, nezaket yoksa konuşma yok, nezaket yoksa işitme yok ve nezaket yoksa kımıldama yok. Nezaketsiz bakışlardan, nezaket yoksunu konuşmalardan, nezaketi bozan dinlemelerden, nezaket kurallarına uymayan davranışlardan bıktık. Artık televizyon ekranlarında nazik beyefendileri ve nazenin hanımefendileri görmek istiyoruz. Meclis’te tartışanların nezaket kurallarını çiğnememelerini,
İnsanın hem yücelerin yücesine çıkış yolu, hem de aşağıların aşağısına iniş yolu açıktır. Yani Peygamberlere komşu olacak makama kadar yükselebilir, melekleri bile geçebilir… Aynı insan, hayvanlardan daha da değersizleşebilir, hatta şeytanlaşabilir. Gaflet perdesiyle kapalı olan gözü, dünyadan başka şey görmez. Hep madde, hep para, pul, servet, makam, mevki, zevk, keyif ve eğlence peşinde helal haram dinlemeden Şeytan’ın askeri olur… Ancak Rabbi’ni bilen, O’nun kulu olduğunu unutmayan, Peygamber çizgisinden sapmayan, yaratılış amacının dışına çıkmayan yüksek ruhlular da, melekleri dâhi imrendiren mânevî derecelere ulaşabilirler. Melekler ise, yaratılış çizgisini sürdürürler. Ne aşağıya düşerler, ne de makamlarını yüceltebilirler.
Derin dondurucular, hemen her evde olan ve gıdaları, mevsimi olmadığı halde temin edebilmemizi sağlayan ürünlerdir. O nedenledir ki çileği kışın rahatlıkla canınız çekebilir. Mevsiminin gelmesini beklemenize gerek yoktur, derin dondurucunuza istediğiniz miktarda çilek atmanız, sorunun çözümü için yeterlidir.
Tıpkı beyaz eşyada olduğu gibi insanlar, yaşamlarında da derin dondurucuya sahiptir. Aradan uzun yıllar geçse de tazeliğini koruyan “duyguların ve düşüncelerin saklandığı” kişisel derin dondurucular… Kolay kolay bozulmazlar, bir ömür garantisi vardır. Kapasitesi aklın hayalin alamayacağı kadar geniştir. Yeter ki dondurulacak yaşantılar hayat bulsun…
İnsan zekası gelişiyor
İsveçli bilim adamlarının yaptığı 20 yıllık bir araştırmaya göre, insanoğlunun zekâsı sürekli olarak gelişiyor.
Araştırmada, günümüzdeki çocukların hafızasının daha güçlü olduğu ortaya çıktı.
1980'li yıllarda ilk olarak Yeni Zelandalı araştırmacı James R Flynn, insanlığın zekâsının eskiye nazaran sürekli artış gösterdiğini ortaya koymuştu. İsveç'te de 'Betula projesi' adı verilen bir çalışma yeni bulguları gözler önüne serdi.
Stockholm Üniversitesi, 20 yıllık araştırması için, yaşları 25 ila 80 arasında değişen 4 bin 200 kişiyi soru cevap testlerine tabi tuttu. Üniversitenin Psikoloji bölümünde öğretim görevlisi olan Lars-Göran Nilsson, "İnsanın deneyim hafızasının her yeni jenerasyonda daha fazla arttığı gözleniyor" dedi.
İnsan, güle benzer; gülse insana!..
*
İnsanların çoğu, diken doludur; Isparta gülü gibi... İnsanların çoğu, az katmerlidir; Isparta gülü gibi... İnsanların çoğu, pembe çiçeklidir; Isparta gülü gibi...
İnsan, güle benzer yani;
Gülün insana benzediği kadar!
*
İnsana benzeyen Isparta gülleri gülümserken bahçelerde; birer, onar, yüzer, biner toplanır yaprakları...
Binlerce yaprağı bile bir kilo gelmez çiçeklerin... Ama gereken; binlerce kilo gül yaprağıdır...
Bunun için toplanır ve toplanır ve toplanır taze çiçekler...
*
Sonunda büyük imtihan başlar: Kaynayan suyun buharı...
Tam dört ton... Yani dört bin tane bir kilo gül yaprağı, buharda damıtılır; bir kilo gülyağı için...
Dikeni bol gülün yaprağı damıtılınca, 4 binde bir oranında gül esansı kalır da geriye;
...acaba insandan kalacak olan, nedir?..
*
Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil!
Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu.
Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor.
Peki bu neden böyle oluyor?
Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz,
insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş,
insan insana kendini adamaktan kaçıyor.
Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk.
Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.
Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının...
Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.
(dibace)
eksiliyorum
hergün bir parçamı bırakıp geriye,
bir olmazsa olmazı...
bu hafıza benim değil
siliyorum.
II
cumbasız evlerin beton balkonlarından bir fıtık gibi çıkmak sokağa!
sığınmak beton duvarlar arasında bir hayalin kafesine,
bir çay içimi gamlanmak,
denizi hissedip denizi görmeden bir deniz kenarında
martı çığlıklarından fırtına bestelemek,
bir genç kızın hayallerinde saklamak baharı!..
bir delikanlının hoyrat öfkesinde tokatlamak kaldırımı;
bir annenin umudunda,
Temizlik yaptım bugün... Hem de tüm benliğimde... Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce... Görmenizi isterdim... İçimde ne kadar da büyük bir yer kaplıyorlarmış...
Kırgınlıklarımı atarken, bakmadım neydi onlar diye... Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanmaya değer... Onların yerine bağışlamayı yerleştirdim özenle...
Kıskançlığımı çıkardım... Meğer ben ne az kıskançmışım... Çok kolay oldu. Sevindim...
Sanki kaybettiğim bir eşyamı bulmuş gibi oldum... Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde... Nasıl temizlerdim bilmiyorum...
Sıra korkularıma gelmişti... Çıkarmaya bile korktum önce... Ne çok alışmışım onlarla yaşamaya... Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır anlayamadım... Her gün yeni yeni endişelerle beslenen yeni korkular birikmişti içimde...
Kulağımız çınladığında "herhalde birisi beni anıyor" diye düşünürüz. Ancak unutmayın, kulak çınlaması aslında bir hastalık habercisi olabilir!... Kulak çınlamasının sebepleri, belirtisi olabilecek hastalıklar ve tedavi yöntemlerine dair tüm merak ettiğiniz soruların yanıtları bu yazımızda...
VKV Amerikan Hastanesi KBB Bölümü’nden Doç. Dr. Babür Akkuzu, kullak çınlamasının sebeplerini ve tedavine dair merak edilen soruları yanıtladı:
Çınlama ne demektir?
Uzmanlar, vücuttaki madensel maddeleri ve eksikliklerinde yaşanacak gelişmeleri ise şu şekilde özetliyor :
Son yorumlar
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 5 gün önce
3 hafta 3 gün önce
4 hafta 1 gün önce
4 hafta 5 gün önce
4 hafta 5 gün önce
4 hafta 6 gün önce
5 hafta 2 gün önce
5 hafta 3 gün önce
5 hafta 4 gün önce