Mehtap Kayaoğlu

Olan Evdekilere Olur!

Olan Evdekilere Olur!

Dışarıda tepemiz atar… Gelip evde hanımı haşlarız…

Öğretmen moralimizi bozar… Gelip eve kardeşimizi paylarız…
İşyerimizde moralimiz bozulur… Gelip evdeki çocuklara bağırırız…
Arkadaşlarımızla işler yolunda gitmez… Gelip evde annemize çatarız…
Gücümüz yetmeyip birileri tarafından tartaklanırız… Gelip evde ablamıza kızarız…
Ofiste elemanlarımıza kızarız… Gelip evde babamıza surat asarız…

Dışarıda bir şey olur… Ama olan hep evdekilere olur…!


Oysa en yakınımızdaki, en yanımızdaki, en içimizdeki, hep en iyi anlamaz mı bizi?

Selma’nın suçluluk duygusu !

Psikolog / Psikoterapist
Mehtap Kayaoğlu
"Öpücük kutusu" adlı kitabından

Selma’nın suçluluk duygusu !

Selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu, bana geldiğinde 8 yaşındaydı. Selma'nın onu psikolojik olarak susmaya iten, "seçici konuşmazlık" dediğimiz sürece getiren olaylar beş yaşındayken başlamıştı.

Ilgili Konular:

GÜRÜLTÜ YAŞAMDIR…!”

Curcuna… koşuşturmaca… kovalamaca… kavga… bağrışma…

Akşama kadar başı şişer (!) birçok annenin…

Kimin kimi sevdiği belli değildir evde…

Kimin kime kızdığı…

Kimin kimi çimdiklediği… Hep “o” başlatmıştır tartışmayı…

“Bunu kim böyle yaptı?” diye bağırarak işe başlayınca anne, doğal olarak da suçluyu (!) asla tayin edemez… Çünkü hep “O başlattı anne… Ben hiçbir şey yapmadım…” cevabını alır çocuklarından.

Hangisi daha önemli?

İnsanların birbirine tahammüllerinin bitmeye başladığı bir hayata adım atıyoruz yavaş yavaş. Hatta belki de hızla. Değişen ne, farklılaşan ne diye baktığımızda görüyoruz ki, insanların “ihtiyaçları”nın boyutu değişmeye başladı.

İnsan davranışlarının temelinde “ihtiyaçlar”ı yatar sevgili okurlar.

“İhtiyaç”lar, insanları “davranış”a yönlendirir.

Hangi ihtiyacımız değişti ki, bizler kibar olmaktan vazgeçip, haklı olduğumuzu ispatlamak için birbirimizi incitmeye başlar olduk…!


İçinde bulunduğumuz hayat değişti. Yaşam şartları değişti. Sosyalleşme sürecimizdeki ilkeler, doğrular ve idealler değişti. Öyle çok şey değişti ki, sonunda en “insan olan yanlarımız” avuçlarımızın içinden kayıp gitmeye başladı… ve bizler hiçbir şey yapmadan izlemek zorundakaldık.

Önceden eve gelen misafir çocuk, evladımızın elinden oyuncağını aldığında evde kıyamet kopmazdı.

Çocuğunuzu siz büyütmezseniz başkaları büyütüyor…

Bundan çok değil on yıl kadar önce 10-14 yaşlarındaki kız çocuklarının nasıl giyindiklerini hatırlıyor musunuz…? Genellikle cicili bicili tokaları, fırfırlı etekleri olurdu… kılık kıyafetlerinden henüz çocuk olduklarını anlardık… onları tanımakta ve yaşlarını algılamakta hiç mi hiç zorluk çekmezdik. Yetişkin giysilerinin aksine, giysi biçimleri onların masumiyetini ve yapısal büyümemişliklerini sembolize ederdi.

Özel günleri olduğunda – mezuniyet gibi, yakın bir akrabalarının düğünü gibi- en şirin giysiler kız çocuklarınınki olurdu. Çıtı pıtı genç kızlar veya henüz çocukluktan kurtulamamış tavırlar hep devredeydi.

…düğünlerde veya eğlencelerde sahneye çıkıp oynadıklarında sevimli görünürlerdi. Yaptıkları figürler, çevreyi eğlendirip, yüzlerde gülücük oluşturmaktan öteye gitmezdi. Onlara her bakışımızda içimizdeki çocuğu görmüş gibi olurduk… “ahhh ahhh…şimdi onların yerinde olmak vardı…!” dercesine iç çekiştirirdik…

Bugün…? Yani günümüzde…?

Aşk Mı Sevgi Mi…?

Aşk Mı Sevgi Mi…?
Sevgili okuyucular… hemen girişte belirteyim ki sevgi, aşktan üstündür. Hem insani hem de psikolojik süreçler açısından bakıldığında sevgi üstündür. Nasıl mı? Hemen sıralayayım (ki bu sıralama Ali Şeraiti’nin bir eserinde okuduğum ve insan psikolojisinin bilinçaltı süreçlerine uygunluğu nedeniyle beynime kazılan, kelime kelime zihnime yazılan bir değerlendirmedir. Yaşayan bir Kur’an olarak bilinen Sosyolog Ali Şeriati, insan psikolojisinin derinliklerine dair yaptığı tanımlamalarla hayatımda önemli bir yere sahiptir) ;

Ilgili Konular:

Evlilik özel bir yaşam biçimi… Mahremiyetlerin paylaşıldığı…

Tv karşısında uyuyakalan kocalar...!

“Televizyon karşısında uyuyan kocam için ne yapabilirim Mehtap Hanım? Lütfen yardım eder misiniz? Yatağına gidip uyumasını defalarca söyledim. Ama evde aldığımız bu kurala uymuyor.” şeklinde soru bir soru geldi.

Önce üzerine bir battaniye örtün… Ki üşümesin… Üşütüp hasta olmasın… Uyuyanın üzerine kar yağar demişler.

Bu konuda gelen soruların çokluğuna bakılırsa, kapalı kapılar ardında yaşayan eşlerin çoğunun, ekran karşısında uyukluyor olması gerekir!

''Öfke çok işe yarar''!

Cidden öyle… doğru okudunuz, öfke çok işe yarar!

Öfke; etrafınızdaki insanları, sizi çok fena zorladıkları konusunda uyarır öncelikle. Kızdığınızda, öfkelendiğinizde, hatta öfkeden kıpkırmızı olup, burnunuzdan dumanlar fışkıracakmış gibi bir görüntü sergilediğinizde, karşınızdaki kim olursa olsun geri adım atmaya başlar. Üzerinize fazla geldiğini, epeyce bir zorlandığınızı hisseder.
Daha sonra; başka bir durumda, bunun tam karşıtını da yaşarsınız. Şöyle ki; karşınızdaki insanın öfkesinden hızlı bir ders çıkarır, en kısa yoldan onu yatıştırmanın gerekliliği duygusuna kapılırsınız!

Hiç merak ettiniz mi evlilikte kavgalar neden “Düğün”le başlar..?

Hiç merak ettiniz mi hayatımızın bu meşhur “tuzu/biberi olan kavgalar(!)” neden hep düğün günü”ne dayanır?

Pek çokları için evliliğin kaçınılmazı haline gelen çatışmalı ortamların başlangıcı, eşlerin evlendikleri güne kadar uzanır. Çevrenizde şahit olduğunuz ayrılıklar, küsmeler, boşanmalar ve adını söyleyemediğimiz daha bir sürü gerginliğin altını karıştırdığımız da hep “taa düğün gününden itibaren başlayan gerginlikler” çıkar.

O halde gelin hep birlikte “Düğün Günü’nün İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkisi” neymiş bir güzel inceleyelim.

Nişanlı Kızlar Amannn Dikkat…!

Nişanlı Kızlar Amannn Dikkat…!

daha fazla dayanamayacağım… bu konuda bir şeyler söylemem gerekiyor…

Nişanlı kızlar…! Amannn dikkat…! Lütfen dikkat…!

Biliyorum… bir zamanlar "gelin"ine eziyet eden, "oğlunun hayat arkadaşı" şeklinde algılamayıp, kendi ev işlerini yaptırmaya çalışan kayınvalideler vardı… günümüzde de olduğunu biliyoruz…


Son yorumlar

Anket

İçeriği paylaş