mutluluk

Allah için evlenip, Allah için evlendiren, Allah'ın dostluğunu kazanır

Allah için evlenen Allah’a dosttur
Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı Allah’a yaklaştıran kuvvetli bir vesile olduğu anlaşılıyor.

İnsan, bu dünyaya sadece yaşayıp, zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir. Onun esas gayesi kendisini yaratan Cenab-ı Hakk’ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmaktır. Bu yüzden müslüman bir şahıs evlenirken Allah-u Zülcelal’in rızasını da en temel amaç edinmelidir.

İnsanlığın mutluluk kaynağı Efendimiz Muhammed Mustafa (sav) şöyle buyurmuştur: "Allah için evlenip, Allah için evlendiren, Allah'ın dostluğunu kazanır." (Ahmed b. Hanbel)

- "Sevgi üç türlüdür!.."

Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış. "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.

- "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyormuyuz?" diye soruyor...Sonra anlatmaya başlıyor:

- "Sevgi üç türlüdür!.."

Birincinin adı "Eğer" türü sevgi!.. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..

Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi.. "Sevenin,istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar..

Ilgili Konular:

Olan Evdekilere Olur!

Olan Evdekilere Olur!

Dışarıda tepemiz atar… Gelip evde hanımı haşlarız…

Öğretmen moralimizi bozar… Gelip eve kardeşimizi paylarız…
İşyerimizde moralimiz bozulur… Gelip evdeki çocuklara bağırırız…
Arkadaşlarımızla işler yolunda gitmez… Gelip evde annemize çatarız…
Gücümüz yetmeyip birileri tarafından tartaklanırız… Gelip evde ablamıza kızarız…
Ofiste elemanlarımıza kızarız… Gelip evde babamıza surat asarız…

Dışarıda bir şey olur… Ama olan hep evdekilere olur…!


Oysa en yakınımızdaki, en yanımızdaki, en içimizdeki, hep en iyi anlamaz mı bizi?

Gülümsemeye Söz Veriyorum :)

Leo Buscaglia der ki, "Günün başlangıcındaki ruhsal durumunuz, o gün ilişkide bulunduğunuz herkesi etkiler." Ruhsal durumuzun düşünceleriniz kadar bakışlarınızdan da etkilendiğini biliyor olmalısınız. Günün sabahında yüzümüzden yansıyan duygu, günün akşamına kadar yaşadıklarımızı şekillendirecek. Ya mutluluk saçacağız çevremize ya da üzüntünün yayıcısı olacağız.

Bazı insanlar canlı, heyecanlı ve güler yüzlüdürler. Onların çalışma azmiyle dolu olduklarını görürsünüz. Bakışları ışıl ışıl parıldar. Seslerinden heyecan fışkırır. Çünkü hedefleri vardır; çünkü ideallere adanmışlardır; çünkü anlamlı işler uğrunda uykularını terk etmeye gönüllüdürler. Karamsarların düşünmediğini düşünürler.

Gününüze nasıl başladığınızı anlamak için yarım saat düşünme fırsatınız oldu mu? Örneğin bu sabah aynaya baktınız mı? Evinizden çıkarken aile üyelerinize nasıl baktığınızı hatırlıyor musunuz? Yoksa gözleri fark etmediniz mi ve nasıl baktıklarını görmediniz mi?

Insanin tum evrende kesin olarak duzeltebilecegi tek bir sey vardır

Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin. Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç. Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet. Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı. Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur. Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap. Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur. Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini söyle. Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır. Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.

Şans bukelamun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir. Tarihte en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum. Onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm. Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, bu belki bütün gün hırladığın içindir.

Aile içi birlik duygumuza ne oluyor?

Aile içi birlik duygumuza ne oluyor?

Aile denilen en sağlam kalemiz düşüyor. Mutluluk ve huzur limanımız yok olduğu gibi; boşanma grafiğimiz de her gün biraz daha yükseliyor. Dün "evlendik mutluyuz" diyenler iki gün sonra "anlaşamadık ayrıldık" diyor.

Hiç ummadığımız insanlar, boşanıyor. Sanki o güzel evimize nazar değdi. Cennet yuvamızı cehennemin alevleri sardı. Kiminle konuşsanız evliliğinden dertli.

Peki bize neler oluyor da o güzelim ailemiz tahrip oluyor?

Neden bu kadar bencilleştik? Sadece egolarımızı tatmin etme yarışına girdik? Evet, kimse hayatından ödün vermiyor, fedakârlıkta bulunmuyor. "Ailemin huzur ve mutluluğu için neler yapabilirim?" diye düşünmüyor. Bütün planlar kişilerin özel hayatlarına ait.

Sevinmediğime sevindiğim oldu mu hiç?

O günün telaşlı saatlerine sakin bir yağmur gibi iniveren o buruk sevinci tam 15 yıldır unutamadım. İçindeyken farkına varamadığım o an’ın biricikliği çok sonraları fısıldandı kalbime. Kan merkezi önünde uzayan kuyruğun ucunda, ayağında naylon terlikle, yüzü yerde, boynu bükük bekleyen o köylü kadını son anda farkettim. Üzerimdeki beyaz önlüğün ayrıcalığıyla bir kenara çektim. “Çocuğum kanamaya başladı da...” Adını söylemeyi yeni yeni öğrendiği o şey reçetede yazıyordu: “Eritrosit süspansiyonu.” Lösemili çocukların uzun süren tedavileri sırasında aniden kanamaları durumunda ihtiyaç duyulan özel bir serumdu aradığı. Kuyruk uzundu. Evladının ağzından burnundan ince ince kan geliyordu. Beklemesi lazımdı. Elindeki reçeteyi alıp bankonun öbür tarafına geçtim, bir kaç dakika içinde, adını söyleyemediği o şey avuçlarındaydı. Yüzündeki sevinç anlatılacak gibi değildi. Teşekkür etmeyi bile unuturak, sevinçle bir koşuşu vardı ki...
Ne kadar sürecekti ki bu sevinç? Süspansiyon hemen işe yarayacak mıydı?

Acaba sizinki de 'lastik evlilik' mi?

Sizin veya yakınlarınızın sık sık krizlerin yaşandığı, aile üyelerinin gerildiği, ilişki koptu kopacak dendiği ve boşanma aşamasına gelinen evliliği mi var?
Eşinizle yaptığınız tartışmalar ve yaşadığınız krizler sizi boşanma noktasına mı getiriyor? Krizleri atlatıp bir sonraki krize kadar evlilik heyecanına devam ediyor, ama evliliğinizin kopma noktasına gelmesinden de endişe mi duyuyorsunuz?

Her krizle ailelerin, dostların bilhassa çocukların ağzının tadı kaçıyor, evliliğe yeniden devam da sevindirici olmuyor mu? Zira her an yeni bir krizin endişesi yaşanıyor değil mi?.. Doğru bir düzeni olmayan fakat boşanmanın sık sık dile getirildiği, lastik gibi gerilen ve sonuçta kime ne zarar vereceği bilinmeyen, kopma da yaşanmayan bu evlilik türü eşler ve çevrelerindekileri için boşanmış olanlardan daha yıpratıcıdır.

Ruhumuzla buluşmak...

Meksika'da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola çıkıyorlar. Sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor, "Hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik?"

Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki;

"Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik..."

Aileyi ihmalin faturası, kazandıklarımızın çok üstüne çıkıyor


ANNE çok mu yorgunsun?”

“Evet canım. İş yorgunluğunun üstüne tuz biber oldu şu dönüş trafiği. Biraz dinlenip kendime gelmem lazım.”

“Anne… Beni seviyor musun?”

“O nasıl söz öyle yavrucuğum. Bütün anneler çocuklarını çok sever.”

“Bana sarılsana.”

“Gel bakalım yumurcak seni.”

Küçük çocuk annesinin boynuna sarılırken “Zezé haklı” diyordu içinden. Hani şu sıralar okuduğu Şeker Portakalı adlı romanın kahramanı yaramaz Zezé. Gerçekten de fabrika dedikleri yer aslında “her gün insanları yutan, akşam olunca da çok yorulmuş insanlar kusan bir canavardı.”


Son yorumlar

Anket

İçeriği paylaş