Ramazan'da yeme içme, yatma kalkma düzeninin değişmesi, misafirliklerin ve misafirlerin yoğunlaşması, camilerin daha sık ve uzun süreli ziyaret edilmesi çocuklarda merakla karışık bir heyecanı beraberinde getirmektedir. İşte bu merakla karışık heyecan çocuklara ahlaki değerler kazandırmak, içinde yaşadığı toplumun kültürünü anlatmak ve benimsetmek, din ve dinî yaşayış hakkındaki algısını derinleştirmek anlamında anne-babalar için bulunmaz bir fırsat olmalı ve mutlaka bu kıymetli zaman dilimi değerlendirilmelidir. Peki bu konuda neler yapabiliriz?
1- İyi hazırlanalım: Ramazan bize bir mesajla gelmektedir ve bu mesaj yeme içmenin ötesinde ruhi bir gelişim ve olgunlaşma mesajıdır.
2- Evimizi süsleyelim: Evimizi süsleyebilir, Ramazan'ın kaçıncı gününde olduğumuzu gösteren bir takvim hazırlayabiliriz.

Çocuğun aceleciliğini hepimiz biliriz. Bir şey istediği zaman gösterdiği sabırsızlık bazen öyle bunaltır ki, elimiz ayağımız birbirine dolaşır. Çocuk o an, türlü yöntemlerle isteğinin yerine getirilmesini sağlamaya çalışır; sık sık tekrar eder, yalvarır, kendince tehdit eder, ağlar, bağırır, çağırır; sonunda öyle bir an gelir ki, "tamam" demek zorunda kalırsınız.
Geçtiğimiz hafta bir akşam, iftarı bir akrabamızda yapmış, teravih sonrası evimize dönmek için yola çıkmıştık. Yola çıktığımızın nerdeyse daha ilk dakikalarında küçük kızım su istemeye başladı. Araçta içme suyu kalmamış, etrafta da durup alabileceğimiz bir bakkal da gözükmüyordu. Üstelik, misafirlikten ayrılmadan önce de su içmişti. Benim ve annesinin "Kızım, az sonra evimizde olacağız, sabredebilir misin" şeklindeki ricamızı değil kabul etmek dinlemedi bile. Çocuk sanki bir ağustos günü saatlerce susuz kalmış gibi "su… su…" diye sızlanıyordu. Rastladığım ilk yakıt istasyonundaki alış veriş merkezi imdadıma yetişti.
Bir varmış, bir yokmuş. Adı bilinmeyen uzak dağların ardında, hiç kimsenin duymadığı bir ülke varmış. Bu ülkede insanlar büyük büyük işler yaparlarmış; daha doğrusu öyle olduğunu zannederlermiş. İşleri büyük olunca, her anları çok yoğun olurmuş. Artık kimse kimseyi görmez olmuş ülkede... Sabah erkenden uyanan halk, işbaşı yapar; akşama kadar işinin başından ayrılmazmış. Dedik ya; büyük işlerin adamlarıymış onlar!.. O yüzden, ne doğarken, ne de batarken; onları hiç ilgilendirmezmiş güneş... Ne bahar geldiğinde kırlarda açan papatyalar, ne sonbaharda dökülen yapraklar dokunurmuş yüreklerine... Onlar papatyaların suyunu şifa diye satmayı, sonbaharda kış öncesi yakıt giderini azaltma planları yapmayı severlermiş. Kıyıda köşede kalmış hastalar, fakirler ve yaşlılar; kıyıda köşede kalırmış onlar için...
Son yorumlar
3 gün 3 saat önce
3 gün 3 saat önce
2 hafta 2 gün önce
2 hafta 4 gün önce
3 hafta 4 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce