Cinsel istismar olaylarına 'hiç ummadık' kişilerin adının karışma 'sapkın kişiliklerin' her sosyal statüden çıkabileceğini gösterdi. Psikolog Sinem Demir bu kişilerin analizini yaptı.Son dönemde iyice artan ve toplumda infiale neden olan ‘cinsel istismar’ olayları; öfke kadar şaşkınlıkla da karşılandı. ‘Hiç ummadık’, ‘yapacak en son kişi’ diye düşünülen şahsiyetlerin adının ‘cinsel istismar’la anılması; ‘sapkın kişiliklerin’ toplumdaki her sosyal statüden çıkabileceğini gösterdi.
Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre; cinsel dürtülerinin akıntısına kapılmış ve bunu duygu-düşünce-davranışlarında göstermekten kendini alıkoyamayan kişiler, genel olarak ‘sapkın kişilik’ olarak değerlendirilebilir. Psikolog Demir; ‘sapkın kişilikler’in analizini yaptı:
Güneşli yaz günleri, yerini yağışlı ve kasvetli sonbahara bıraktı. Kendinizi huzursuz hissediyor, yemek yiyemiyor, uyuyamıyor ve iş veriminiz düşüyorsa mevsimsel depresyon geçiriyor olabilirsiniz.
Yapılan araştırmalar, depresyon tanısıyla tedavi gören hastaların yüzde 65'inin sonbahar ve ilkbahar aylarında psikiyatri kliniklerine başvurduğunu gösteriyor. Dr. Zafer Atasoy, güneş ışınlarının azaldığı ve tatilin bittiği sonbahar mevsiminin insan psikolojisini olumsuz etkilediğini söylüyor. Bu dönemde insanın içinden hiçbir şey yapmak gelmediğini ifade eden psikiyatri uzmanı Atasoy, özellikle çocukların, gençlerin ve yaşlıların dikkatli olması gerektiğini kaydediyor.
Depresyonun günümüzün en yaygın hastalıklarından biri olduğunu anlatan Atasoy, en büyük sıkıntının yazdan sonbahara geçişte yaşandığını belirtiyor.
Minik kızınız daha yeni okula başladı diye sevinirken, birden göğüsleri büyüyüp bir genç kıza dönüşmeye başlarsa sakın şaşırmayın. Ama bu durumu ciddiye alın. Çünkü bu bir hastalık ve hastalıktan kurtulması için ilaçlı tedavi alması gerekiyor.
Tüm dünyada ergenlik yaşı sekize kadar düştü. Erken ergenlik yalnızca Türkiye'nin değil tüm dünyanın sorunu oldu. Kız çocuklarında 10 yaşında girilmesi gereken ergenlik sekiz, erkek çocuklarında 12 yaşında başlaması gereken buluğ çağı ise dokuz yaşına kadar indi. Çocukluklarını yaşamadan birden genç olan yeni nesil, artık hastanelerin özel ergenlik bölümlerinde tedavi ediliyor. Ergenliğin çocukluk çağına çekilmesinin nedeni olarak pek çok suçlu gösteriliyor: Seksüel uyarımın fazla olması, televizyon ve reklam yoluyla seksi çağrışımların bol miktarda yapılması, hormonlu gıdalar, hormonlu oyuncaklar gibi pek çok şey de nedenler arasında sayılıyor..
Geçim sıkıntısında geçici bir rahatlama aracı olarak kullanılan kredi kartları, sonraki süreçte kullanıcılarını zor durumda bırakıyor.
Bağımsız Eğitimciler Sendikası'nın kredi kartı kullanıcıları arasında yaptığı araştırmaya katılanların yarısına yakını, kredi kartı kullanımı nedeniyle psikolojik sıkıntı yaşadığını belirtiyor.
Bağımsız Eğitimciler Sendikası, yaklaşık 1300 kişinin katılımıyla, kredi kartı kullanım alışkanlığı ve beraberinde yaşanan sıkıntılara yönelik bir araştırma gerçekleştirdi.
Psikoloji biliminde “farkındalık” kavramı çokça kullanılan değerli bir kavram.
Neden ?
Zira farkındalık, gözün ruhsal dünyaya çevrilerek, kişinin düşünce, duygu ve davranışlarına bilinçlilik kazanma halidir. Günümüz toplumunda farkındalığa dair ciddi bir artış gözlenmekle birlikte bu artış dinimizin tavsiye ettiği ya da psikoloji biliminin yönelttiği gibi iç dünya yerine, dış dünya, fiziki çevre ve bedene yönelmiştir.
Örneğin,
- Kimin evi daha güzel?
- Kim ne marka araba kullanıyor?
- Kim ne kadar kazanıyor?
- Kim daha güzel?
- Kim daha şık gibi bitip tükenmek bilmeyen içi boşaltılmış, akıl yürütmeyi engellemiş basmakalıp sorular.
Her tanıştığımız ötekine karşı neredeyse ilk kullandığımız cümle “sizi tanıdığıma memnun oldum” ifadesidir.
Küçük bir çocukken büyümek en büyük hayalidir insanın.
‘Ben dışarıda daha fazla oynamak istiyorum anne’;
‘Olmaz içeri gelmelisin artık’ dendiğinde ‘Hele bir büyüyeyim,o zaman kendi istediklerime kendim karar vericem’ düşüncesiyle büyümeyi en büyük hayal ,en büyük hedef olarak önüne koyar çocuk.
İstediği ama elde edemediği her şey için, karşısına çıkan, son sürat tosladığı bir duvardır; ‘küçük olmak’.
‘Bir büyüyeyim anne babam kadar olayımda bu duvarı yıkıp yerle bir
etmez miyim ben’ diye düşünür.
Yetişkin olmak için bir kor ateş içinde yanar durur
Ergenlik ise bu ateşin alevlerinin ,iyiden iyiye, göğe yükseldiği zamandır.
Çocuğumu nasıl yetiştirmeliyim? Bu soru, çocuk sahibi olan ebeveynlerin çocuk büyümeye başladığında endişeye kapılarak sordukları ortak sorulardan birisidir. Her geçen gün değişen çocukluk ve buna bağlı olarak farklılaşan çocuk yetiştirme teknikleri anne babaların özenle takip ettikleri hususların başında gelir.
Eve hapsolan çocukların psikolojisi bozuluyor.
Arkadaşlarından uzak kalan oyun yoluyla onlarla mücadele ederek hayatı öğrenemeyen çocukların “Asosyal çocuklar olarak yetişmesine neden olduğunu” vurgulayan Dr. Serdar Alparslan “Bu çocuklar daha sonra okulda ve toplumdan dışlanmaktadır
Çocuk ergen psikiyatri uzmanı Dr. Serdar Alparslan “Günümüzde büyük ailelerin yerini çekirdek aileler aldığını ve büyük şehirlerde komşuluk ilişkileri azalması sonucunda çocukların evlerde bakıcılarla kaldığını” belirterek artık “Gitgide çocukların evde bir hapis hayatı yaşamaya başladığına” dikkat çekti.
‘Şımarık erkek çocuklar iyi koca olamıyor’
Sosyolog Nevval Sevindi, küçük yaşlardan itibaren şımartılan, annesinden ve kız kardeşinden hizmet görmeye alışmış erkek çocukların mutlu bir evlilik yapamadığını söyledi.Sevindi, “Duygusal gelişimi annelerince baltalanmış bu ‘yetişkin–çocuk’lar eşleriyle bir anne–çocuk ilişkisi kurmak ister.” diyor.
Anne ve babaların belki de en büyük hatası, çocukları bir birey olarak görmeyip kendilerinin uzantısı gibi kabullenmeleri. O vakte kadar yapamadıklarını, engellenmişliklerini çocukları üzerinden gerçekleştirmeye çalışan ebeveyn yüksek beklentilerini elde etmek için çocuğu şımartma yoluna gidiyor. “Anneler kendi geleceklerini oğullarında görüyorlar. Yaşlılığında ona bakacak ve iktidar verecek oğluna aşırı bir bağımlılık gösteren anne, farkında olmadan oğlunun yetişkin olmasını engelliyor.”
İsim takma, alay etme gibi davranışların acı verecek boyutlara ulaşması pek çok çocukta güvensizlik yaratır, okula gitmeyi reddederler. Okul öncesi dönem çocukları arkadaşlarıyla gülerek alay ederler. Farklı ve yeni özellikler hakkında masum yorumlar yaparlar. Küçük çocuklar acımasız oldukları için değil, düşüncelerini mantıksal süzgeçten geçirme olgunluğuna ulaşamadıkları için fikirlerini doğrudan ifade ederler. Aldıkları tepkilere dayanarak alay edilmenin yarattığı duyguları ve bunlarla başa çıkma yollarını öğrenirler. Anaokuluna başlayan çocuklar kurallara uymayı öğrenirler ve gruba ait olma duyguları güçlenir. İlkokul yılları boyunca sosyal açıdan kabul görme ihtiyacı giderek önem kazanır.
Son yorumlar
3 gün 3 saat önce
3 gün 4 saat önce
2 hafta 2 gün önce
2 hafta 4 gün önce
3 hafta 4 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce