Senai Demirci

warning: Creating default object from empty value in /home/kadin/domains/kadinpenceresi.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Aynaya bakınca kimi görüyorsun?

Bütün zamanların en aptalca sorusunu soruyorum dostuma: “Aynaya baktığında kimi görüyorsun?” Sorunun cevabını vermeye kalkmak daha da aptalca olmalı ki. Cevap vermeye yanaşmıyor. Dudak büküp, omuz silkerek: “Elbette ki kendimi...” diyor.

“Beni görecek değilsin ya!” diye teselli ediyorum. “Aynada gördüğünü ‘Bu benim işte!’ diye tanıyorsan, bunun hiç hesap etmediğin bir bedeli var” diye ekliyorum. Yeniden omuz silkiyor, dudak büküyor. Şaşkın ama umutsuz bir ifade beliriyor yüzünde: “Nasıl yani?”

Çünkü o bir anne!


'Çünkü...''

Yazıya başlayacaktım ki, o girdi içeriye. Kucağında bir “melek”le. Şefkatin Derya olup taştığı o mahzun kalbin odacıklarında kaybediverdim aklımı. Bir anda altüst oluverdim. Yazacağım yazının başından sürüldüm, bana yazılmış yazının eşiğinde buldum kendimi. Hemen şimdi, sıcağı sıcağına içimde ka(y)nayanları döküyorum satırlara.

Her güne bir "dua" borçluyuz

Kelimelerin kalbine hikmet koyduğu için de şükrettik mi Rabbimize?

Gözümüzü gözümüze göstermediği için de hamd ettik mi Rabbimize?

Ummadığımız halde bizi ebede aday ettiği için minnet duyduk mu Rabbimize?

En acınası halimize, yokluğumuza, herkesten önce, hatta kendimizden bile önce, herkesten daha çok, hatta

kendimizden de çok şefkat edip bizi var kıldığının farkında mıyız Rabbimizin?

Sessizliğimizi en güzel dua bilip dil,damak, dudak verdiğini hatırlıyor muyuz Rabbimizin?

Yeryüzünde gördüğümüz en eski şeyi her sabah en taze şey eyleyip ufkumuza sessizce getiren Rabbimize

Dudağıma borçlu olduğum dualar ..

İki yakamızdan tutulup “Niye şunlar için dua etmedin?” diye hesap sorulacaksa, uzunca bir liste hazırlamalıyız kendimize. Bu listeyi de “dudağımıza borçlu olduğumuz dualar” diye adlandıralım.
Unutulmuşluğun kuyusunda, ilgisizliğin hiç tırmanılmayacak yamaçlarında, anlayışsızlığın körlüğe ittiği karanlıklarda hiçbir dile değmemiş/belki hiç değmeyecek, hiç akla gelmemiş, hiçbir acıyı uyandırmamış nice haller vardır kim bilir?

Tekini kaybetmiş çoraplar duayı hak etmez mi meselâ?

Ters döndürülmüş kaplumbağalar için dua ediyor muyuz meselâ?

Gönderileninin gönderildiğinden habersiz kalmış hiç okunmamış mektuplara acıyor muyuz meselâ?

Hiç kimsenin görmediği, görse de anlayamadığı çocuk gözyaşları için ağlıyor muyuz meselâ?

Sevinmediğime sevindiğim oldu mu hiç?

O günün telaşlı saatlerine sakin bir yağmur gibi iniveren o buruk sevinci tam 15 yıldır unutamadım. İçindeyken farkına varamadığım o an’ın biricikliği çok sonraları fısıldandı kalbime. Kan merkezi önünde uzayan kuyruğun ucunda, ayağında naylon terlikle, yüzü yerde, boynu bükük bekleyen o köylü kadını son anda farkettim. Üzerimdeki beyaz önlüğün ayrıcalığıyla bir kenara çektim. “Çocuğum kanamaya başladı da...” Adını söylemeyi yeni yeni öğrendiği o şey reçetede yazıyordu: “Eritrosit süspansiyonu.” Lösemili çocukların uzun süren tedavileri sırasında aniden kanamaları durumunda ihtiyaç duyulan özel bir serumdu aradığı. Kuyruk uzundu. Evladının ağzından burnundan ince ince kan geliyordu. Beklemesi lazımdı. Elindeki reçeteyi alıp bankonun öbür tarafına geçtim, bir kaç dakika içinde, adını söyleyemediği o şey avuçlarındaydı. Yüzündeki sevinç anlatılacak gibi değildi. Teşekkür etmeyi bile unuturak, sevinçle bir koşuşu vardı ki...
Ne kadar sürecekti ki bu sevinç? Süspansiyon hemen işe yarayacak mıydı?

Gölgeler


Bir zamanlar göklere çok meraklı bir kral varmış. Yıldızların hareketlerini inceden inceye tetkik eder, ayın ve güneşin gökyüzündeki seyrini dakikası dakikasına izlermiş. Bilge kral halkına bir mutluluk kaynağı olsun diye, güneşin hareketlerine göre gölgesi biçimden biçime giren bir küçük heykel yaptırmış. Herkesin günün her saatinde seyredebileceği bu heykelin gölgesi güneş ışınlarının açısına göre şekilden şekile girermiş. Sabahları heykelin dibinde kanatlarını alabildiğine açmış bir kartal gölgesi belirirmiş. Öğleye doğru kartal kanatlarını yavaş yavaş toplar bir denizlerde sevinçle zıplayan iki yunusun silüeti ortaya çıkarmış. Tam öğle vaktinde ise heykelin gölgesi iyice küçülür ve bakanlar dibinde sevimli küçük kelebeklerin gölgelerini seyrederlermiş. Gün ikindiye eriştiğinde heykelin doğu tarafına taşınırmış gölgeler� Gündüzü böylece geçiren halk, ayın çıktığı geceler de ayrı ayrı gölgeler seyrederlermiş heykelin yanında. Bilge kral halkını mutlu etmekten memnunmuş�

Haccınız evliliğinizi yenileyebilir

Orada burada kişisel gelişim dersi aramaya gerek yok. Hac yolculuğu keskin sınamalardan geçtiğimiz kocaman bir gelişim fırsatıdır.

İncelip incelip de varlığımızdan koptuğumuz, çoğalıp çoğalıp varlığın kalbine taştığımız demdir haccımız. Düşündüm ki, hac evliliğimizi de gözden geçirme fırsatı olabilir. Haccın detaylarını, evliliğimizi onarma eksenli yorumlamaya çalıştım. Bakalım bana katılacak mısınız?

Niyet: Hacca niyetlenmekle, o zamana kadarki bütün niyetlerinizden vazgeçiyorsunuz. Çevreden merkeze dönüyorsunuz; çokluktan bire varıyorsunuz. Evlenmekle her birimiz çok niyetlerimizi bire indiriyoruz, birini tercih edip başkalarını terk ediyoruz. Öyleyse, tercih ettiğimiz birini terk ettiğimiz çoklar kadar çok sevmeliyiz. Öyleyse, bizim için çokları terk eden birine terk ettiği çokları aratmayacak çoklukta sevimli olmalıyız. Bir olan sevgimizi bir olan sevdiğimiz için çok etmeliyiz, çoğaltmalıyız.

Kadınlar ne ister?

Timsahla filin dillere destan evliliğini duymuşsunuzdur belki. İki sevgili evlendikten sonra, birbirlerine kendileri için "en değerli" olanı verme yarışına girerler.

Timsah gölden en güzel balıkları çıkarıp sevgilisi file ikram eder. Fil de pek sevdiği yeşil yaprakların en tazelerinden koparıp sevgilisinin önüne atar. Fakat sonuç hüsrandır. Otçul fil için balıklar, etçil timsah için de tazecik yapraklar hiç de değerli değildir. Çift sonunda anlar ki, herkesin kendisi için "en değerli" olanı vermesi iyi niyetli ancak teknik olarak yanlış bir davranıştır; hem iyi niyetli hem de teknik olarak doğru davranış eşi için "en değerli" olanı vermektir. Böylece, fil timsaha zaten yemeyeceği balıkları, timsah da zaten sevmediği tazecik yosunları vermeye başlar. Mutlu olurlar; çünkü birbirlerini anlamaya vakit ayırmışlardır. Hiçbiri "Ben elimden geleni yapıyorum ya!" savunmasına girmemiştir. Bu kısa meseli yabana atmayın. En az fil ve timsah kadar yabancıyız birbirimize.

Ruhlarınızı çağırın aranıza...

Bir zamanlar, Afrika'da kayıp bir şehri aramakta olan arkeologlar, beraberlerindeki eşya ve yükleri hayvanlara yüklemişler, yerlileri de hamal ve rehber olarak yanlarına alıp uzun bir yolculuğa çıkmışlar.

Kafile zor şartlar altında, balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, vadileri ve çağlayanları aşıp yolculuğa hızla devam ediyormuş. Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kısmı birden durmuşlar. Taşıdıkları yükleri yere indirmişler ve hiç konuşmadan beklemeye başlamışlar. Hedeflerine bir an önce varmak isteyen arkeologlar bu duruma bir anlam verememişler. Zaman kaybettiklerini, bir an önce yola devam etmeleri gerektiğini anlatmışlar.

Kadınlar ve yıllar

Kadınlar ve yıllar

Yeni evli bir çifti düşünün. Büyük bir ihtimalle ikisi de yirmilerinde.. İkisi de genç. İkisi de bir genç olarak eşinden bir şeyler bekliyor, eşine bir şeyler vermeye çalışıyor.

Oysa evlilik sadece yirmili yaşların evliliği değildir. Zamanla evlilik de yeni yıllara girerken, eşler de yeni çağlara, yeni yaşlara girecektir. Ömrün ilerlemesiyle birlikte, kadında daha şiddetli olmak üzere, psikolojik ve fizyolojik dalgalanmalar olur. Evlilikten neyi beklediğimizi, evliliğe neler katacağımızı düşünürken, geçen zamanı da hesaba katmalıyız. Mademki kadınlar çok daha fazla dalgalanma yaşıyorlar. Erkek kısmı olarak nefesimizi tutup yaşın ilerlemesiyle kadınların neleri, nasıl istediğini anlamaya çalışalım. Haydi ders başına!

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz:

Son yorumlar

lezzet vadisi

Son konular

- Deri Pantolon Kombinleri 2013-2014
- Faizsiz Evlilik Kredisi Nasıl Alınır,Kimlere Verilir
- Bitkisel Doğal Parfüm ve Masaj Yağı Yapılışı Seda Sakacı
- En Çok Yapılan Makyaj Hataları
- Polikistik Over Hastalarına Özel Diyet
- Mihrimah Sultan'ın Hayatı
- Zayıflatan Baharatlar
- Diyanet Rüya Tabirleri Kitabı
- Çikolata Kisti Artık Korkutmayacak
- Yağ Yakici Besinlerle Kolay Kilo Verin
- Adet Düzensizliği Nedenleri
- Metabolizmanız Yavaş mı Çalışıyor
- Diyanet'ten Anne Sütü Bankası Yorumu
- Çocuk Gelişimi İçin Önemli OLan Vitaminler
- Hurma Zayıflatıyor mu
- Topuklu Ayakkabı Giymenin Zararları
- Kıvırcık Saçlara Bakım Nasıl Yapılır
- Kış Aylarında Saç Bakımı Nasıl Yapılır
- Sharon Stone Diyeti
- Aldatma ve Aldatılma Psikolojisi
- Vajinasız Doğan Kız Çocukları Tedavi Edilebiliyor
- Uzun ve Düz Saçların Bakımı Nasıl Yapılır
- Tüp Bebek Kaç Kez Denenir
- Ofiste Çalışanlara ÖZel Makyaj Önerileri
- 3 Günde 1 Kilo Vermek İstermisiniz
- Dr. Ayça Kaya'dan Yeni Yıl Diyeti
- Kadınlar Artık Zengin Eş İstemiyor
- Müzik ve Video Oynatma Özellikli LCD Ekranlı Parfüm Şişesi
- Regl günü nasıl hesaplanır
- Her Ay Bir Beden İncelmek İstermisiniz
- Erkekler Hangi Kadınlardan Korkuyor
- Diyet Yaparken Yapılan Hatalar Kilo Vermeyi Engelliyor
- T.C. Kimlik No Doğrulama
- T.C. Kimlik Numarası Sorgulama
- Medeczane SGK E-Reçete Girişi
- Önemli Linkler
- Nişanlılık dönemi çok uzun sürmemeli !!!
- Karbonhidrat Kısıtlaması Daha Çabuk Kilo Verdiriyor
- Susam Yağı İLe Saç Bakımı
- Polikistik Over Nasıl Anlaşılır
İçeriği paylaş