Zarafet kelimesinin içini doldurabilecek özellikler nelerdir? Acaba hiç düşündünüz mü, zarif insan kime denir?Zarif kelimesi zarf kelimesi ile aynı köktendir. Zarf, “içine bir şey konulan kap” anlamını taşır. Mektup zarfı gibi.
O halde zarif insan da, “içinde latif ve hoş şeyler bulunan kişi” anlamına gelecektir. Soru şu: Zarafetin içini dolduran bu latif ve hoş şeyler acaba nelerdir?!..
Zarif olmanın ilk şartı hiç şüphesiz nazik olmaktır. Nazik olmanın ilk şartı da hatayı kendinde aramak. Konfüçyüs, insaniyeti tanımlarken “Kendine hakim olmak ve nezaketli olmak.” der. Bu bir bakıma zarafetin de tanımıdır. Çünki zarif kişi hiç kimseye zararı dokunmayan, bilakis kendisinden çevresine güzellik ve iyilik yansıyan kişidir. Zarafeti olmayan, nezaketle terbiye edilmeyen bütün varlıklar, gitgide canavarlaşır. O halde zarafet haddi aşmamak da demektir. Haddi aşan her şey çevresine zarar verir çünki.
Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış. "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.
- "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyormuyuz?" diye soruyor...Sonra anlatmaya başlıyor:
- "Sevgi üç türlüdür!.."
Birincinin adı "Eğer" türü sevgi!.. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..
Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi.. "Sevenin,istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar..
Balıkesir’de Ali Şuuri ilkokulu karşısındaki boşlukta eski ayakkabı tamircisi kır,pala bıyıklı bir ihtiyar olan Cevdet (Alkalp)dede vardı.
Bir akşam üstü konu çanakkkeleye gelince ağlamaya başladı ve devam etti.
Rahmet babam Hafız Ali Çanakkalede kaldığında anamın karnında yedi aylıkmışım.O’nu hiç tanımadım.Bir fotoğrafı bile yok.
O günler çok zor günlerdi,seferberliğin sıkıntıları,kuvayi milliye zamanı,işgal yılları,kurtuluş yokluk sıkıntı.
Çocukluğumuz hep ekmek peşinde sıkıntıyla geçti.
Ama anam benim çocukluğumdan itibaren her sokağa çıkışta,her nereye giderse gitsin yanıma gelir ve;
Derler ki:"Sevgi, ruhlar arasindaki benzesmeden dolayi olusan imtizac ve kaynasmadan ibarettir. Nitekim bir suyu diger bir suya karistirinca birbirinden ayiklamak imkansizdir. Bu nedenle iki sahis arasindaki sevgi öyle bir noktaya varmaktadir ki, birisi digerinin acisini duyar olur; onun haberi olmadan yakalandigi hastaliga yakalanir."
Sevgi ayni kaderi paylasmaktir. Öyle bir paylasma ki iki tarafin kalbine huzur ve ferahlik getirsin; hastaliklara deva olsun. Çünki paylasilmayan sevgi yalnizca bir dert ve acidan ibarettir. Eger esit bölünmezse, gönlü, sevginin diger yarisi olan dert istila eder. Sevgi ayni kaderi paylasmaktir. Öyle bir paylasma ki iki tarafin kalbine huzur ve ferahlik getirsin; hastaliklara deva olsun. Çünki paylasilmayan sevgi yalnizca bir dert ve acidan ibarettir. Eger esit bölünmezse, gönlü, sevginin diger yarisi olan dert istila eder.
Bu yüzden tek tarafli sevgi aci; karsilikli sevgi de sevinç verir. Birbirini seven iki kisi arasinda sevgileri derecesinde bir benzerlik vardir. Menfaatlerde, karakterde veya amaçlardaki benzerlikler gibi.
Bir kutup ayısı öyküsü vardır, şöyle:
Yavru kutup ayısı annesine sokulur ve sorar:
- Anne, senin annen de kutup ayısı mıydı?
- Evet yavrucuğum.
- Peki onun annesi?
- Evet yavrucuğum.
- Peki anne, babamın annesi babası da kutup ayısı mıydı?
- Evet yavrum.
- Peki onların anne babası da mı?
- Evet yavrum. Nedir bu merak, niye soruyorsun? Bizim sülalemiz binlerce yıldır kutup ayısıdır.
Yavru kutup ayısı biraz daha sokulur annesine ve der ki:
- Ama anne, üşüyorum!
İklimden, üşümekten, mevsimden, "mevsimlerin insana yaptığı fenalıklardan" ne zaman söz açılsa, yavru kutup ayısı sorularıyla, "ama anne..." deyişiyle, "üşüyorum" vurgusuyla gelir oturur karşıma.
Her fırsatta, herkese bu sevimli öyküden söz etmekten kendimi alamam.
Üşüyoruz ve sebepsiz sanıyoruz üşümelerimizi.
Vakt-i evvelde yalnız üşürdük. Şimdi, topluca üşüyoruz.
Dört tane mum usul usul yaniyordu...
Ortalik o kadar sessizdiki,
mumlarin konusmalarini duyabiliyordunuz. ..
Birinci mum dediki:
'Ben BARIS'im.!
Ama kimse benim yanmama yardimci olmuyor.
Sanirim yakinda sonecegim.'
Alevi hizla azaldi ve sonunda tamamen sondu.
Ikinci mum:
'Ben VEFA'yim.!
Anneciğim;
Adının önüne yakışacak kelime bulamadım. Bütün güzel kelimeleri kullansam da seni ifade etmeye yetmez, biliyorum. Sen benim annemsin. Dupduru imanınla, sıcacık duygularınla tohumlarımı filizlendiren toprağımsın. ömür ağacım senin toprağında meyveye durdu; dualı nefesin ve çileli gözyaşlarınla olgunlaştı. Dualarınla örülen merdivenlerle aşabildim hayatın yokuşlarını, korkunç uçurumlarını.
Senin gözyaşların gül tomurcuklarına benzer. Seherin en sakin köşesinde herkes uyurken dökülür duaya kalkmış yumuşak avuçlarına. Gözlerinden dökülen billur katreler, benim hayatımda çiçeklenir birer birer. Karanlıklarım dualarınla aydınlanır. ümidim odur ki; yollarımın çamuru, kirlerim, hatalarım, dualarınla arınır. Sen ki; gönül ayağım kaymaya meylettiğinde kilometrelerce öteden bunu hissedersin. çünkü senin gönlün hakiki muhabbete açıktır. şefkat pınarlarını yollarımdan çekersen ne olur hâlim?!..
"Sevmek bir yerdeki sabah galiba
Beni bir türlü oraya götürmediler"
Sevgiyi başkalarından bekleyen bir insanın duygularını anlatıyordu bu dizeler..
Her sevginin başlangıcı, insan yaşamında güneşin doğduğu andır elbette.
Oysa, çaba harcamadan, birilerinin kendisini sevmesini bekleyenler
başarılı olamazlar hiçbir zaman... Ne sazı konuştururlar,
ne neyi üflerler, ne de şiire varır dilleri...
İnsanin bir ömür boyu peşinden koştuğu sevmek nedir peki?
Yüreğin bir başkası için çarpması mı?
Suyun yüzünde, yapraklarını ağır ağır açan bir nilüfer mi yoksa?
Göç mevsimi, yaralı eşini kanatlarıyla örterek
Sevgiyi Sevmek Zorundayız
Yüce Yaratıcı kendisini unutanı, kendi haline bırakıyor. Bir Batılı düşünürün ifadesiyle, ALLAH' tan uzaklaşan insan, bizzat kendisinden uzaklaştı. Allah'tan uzaklaşmak, insanlıktan uzaklaşmak anlamına geldi. Bu şekilde kendisinden uzaklaşan insanlar, artık insanlar gibi konuşamıyorlar ama, hayvanlar gibi havlaşıyorlar. Madde itibariyle çok zenginleşen insanlar, yüreklerini fakirliğe teslim etmiş bulunuyorlar. Hep biriktirmek ve daha fazlasına sahip olmak uğruna, hatır gönül dinlemiyen insan, en yakınlarını bile uzaklaştırdı. En çok ihtiyaç duyduğu zamanda bile bulamayacağı kadar uzaklaştırdı. Şimdi Batılı zenginler, önemli bir hastalık geçirdiklerinde, tehlikeli bir ameliyat yaşadıklarında çok seviniyorlar. Çünkü ancak o zamanlarda, yakınlarının sevgisini ve bir parça da olsa şefkatini görebiliyorlar. Maddeci medeniyet insanı sevgi yetimi ve şefkat öksüzü haline getirmiştir.
Başarı deyince aklımıza farklı şeyler gelir.
Toplumun gözünde başarı;
İyi maddi gelir getiren bir kariyer,
Büyük bir ev,
Lüks bir arabadır.
Aslında bunlar başarılı olmanın tanımı
değildir.Aşağıda Ralph Waldo Emerson’un
başarı tanımına kulak verelim:
Başarı;
• Sık sık gülmek ve çok sevmektir.
• Akıllı insanların saygısını ve çocukların
sevgisini kazanmaktır.
• Dürüst eleştirmenlerin onayını almaktır.
Son yorumlar
3 gün 2 saat önce
3 gün 2 saat önce
2 hafta 1 gün önce
2 hafta 4 gün önce
3 hafta 4 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce
3 hafta 5 gün önce