aşk

- "Sevgi üç türlüdür!.."

Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış. "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.

- "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyormuyuz?" diye soruyor...Sonra anlatmaya başlıyor:

- "Sevgi üç türlüdür!.."

Birincinin adı "Eğer" türü sevgi!.. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..

Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi.. "Sevenin,istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar..

Ilgili Konular:

Baban Gelirse Beni Çağır Oğul!

Balıkesir’de Ali Şuuri ilkokulu karşısındaki boşlukta eski ayakkabı tamircisi kır,pala bıyıklı bir ihtiyar olan Cevdet (Alkalp)dede vardı.

Bir akşam üstü konu çanakkkeleye gelince ağlamaya başladı ve devam etti.
Rahmet babam Hafız Ali Çanakkalede kaldığında anamın karnında yedi aylıkmışım.O’nu hiç tanımadım.Bir fotoğrafı bile yok.
O günler çok zor günlerdi,seferberliğin sıkıntıları,kuvayi milliye zamanı,işgal yılları,kurtuluş yokluk sıkıntı.
Çocukluğumuz hep ekmek peşinde sıkıntıyla geçti.
Ama anam benim çocukluğumdan itibaren her sokağa çıkışta,her nereye giderse gitsin yanıma gelir ve;

Suyun Elem Hali (Gözyaşı)

Bir alev halinde düştün elime

Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

Orhan Seyfi Orhon

Hani Refref Süvarisi’nin sözüdür: ‘‘Hiçbir damla yoktur ki o, Allah katında O’nun korkusuyla dökülen gözyaşı damlasından veya Allah yolunda akıtılan kan damlasından daha makbul olsun.’’

Gözyaşına ne diyebilirim ki!.. Dizi dizi şiir desem haksızlık olur; tane tane inci desem yetersiz kalır. Akın akın yabanlara giden de, uzak uzak sevdaları yakın eden de odur çünkü… Sevgilinin geleceği yolları sulayıp süpürmek içindir o; sultanlar ayağına düşürmek içindir.

Beyaz Atlı Prensiniz Geldiğinde...

Evlilik…Genç kızlık rüyası…Ta küçük bir çocukken, annemizin, gittiğimiz bir düğünde bize gelinlik giydirmesinden itibaren kurduğumuz tatlı hayal.

Her kadın mutlu olmak için geçer evlilik eşiğinden. Mutlu olmak ve mutlu etmek..Peki ne olur da, bu güzel büyü yerini sıkıcı bir monotonluğa bırakır? Suç kimdedir? Yada bu kronik yalnızlığı mutlu bir birlikteliğe dönüştürmek mümkün müdür?

Uzmanlar ilk günlerin büyüsünü yitirmiş olan çiftlerin öncelikle sorunlarıyla yüzleşmeleri gerektiğini vurguluyorlar.Unutmayın ki, sorunun ne olduğunu bilmek çözmek yolunda atılmış büyük bir adımdır. Sonrasında eşlerin her birinin kendi içine dönerek “ben ne yapabilirim?”sorusunu kendine yöneltmesi ve üzerine düşen görevleri ilk başlarda içinden gelmese de yapması gerektiği vurgulanıyor.

Gülümse...

Gülümse
Önce, rahat olmayı dene...
Ben, bir karış mesafeden, gözbebeklerinde
kendi mimiklerimi ve tebessümümü görerek,
bu tonda konuşuyorsam seninle;
Gülümsemeni beklemeye hakkım var, degil mi? ..
Kendini iyi hisset... Ve gülümse.
* * *
Gülümseyen insanlarla mı yoksa!
Gülümsemeyen insanlarla mı vaktin geçirmek isterdin?
Işyerinde, verimin yükselir miydi
yüzüne bakığın herkes gülümsüyor olsaydi?
Ve sokaktaki problemler insanlar gülümsediginde mi gülümsemediğinde mi
daha kolay çözüme ulasirdi?
Kendini iyi hisset... Ve gülümse.
Gülümsediginde kendini daha da iyi hissedeceksin.

Kanuni sultan süleyman ve Hürrem sultanın birbirine hitap şekli

Kanuni sultan süleyman ve Hürrem sultanın birbirine hitap şekli
Sevginin, insan psikolijisine olumlu katkı yaptığını vurgulayan Mevlânâ Hazretleri aşk ve sevginin benliği hor ve hakir kılıp, insanı yükselttiğine dikkat çekiyor. “Onsuz bütün beden tamahtan ibarettir. Tamah ise alçaltandır. Sevgi ve şefkat insanın, öfke ve şefkat ise haywanın temel hasletleridir. Sevgi güneştir; ama kusurları örtmede gece gibi olun!” şeklinde özetler aşk ve sevgiyi.

Osmanlı İmporatorluğu’nun en şaşaalı döneminde yaşamış ve koca imparatorluğun bir anlamda kaderine hükmeden kararlara etki eden birisi olarak Hürrem Sultan’ın bu anlamda Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektup ve ona hitapta kullandığı ifadeler çok önemli;

“Ayağınızın bastığı toprağı yüzlerce defa öptükten sonra, benim güneşim ve saadetimin sermayesi sultanım.

Kararlar birer kibrittir:Ya kendini yakarsın yada ısıtırsın

Adamin biri bilge bir kral olmakla ün salmis kralin yanina gider. Krala

sunu

sorar "Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var midir?" Kral "Elbette"

der

"Kaç bacagin var senin?" Adam soruya sasirarak "Iki efendim" der. Kral

"Pekala, tek bacaginin üstünde durabilir misin?" "Elbette" diye cevap verir

adam. Kral "O halde hangi bacagin üstünde duracagina karar ver". Adam biraz

düsünür ve sol bacagi üstünde durmaya karar verir. "Tamam" der

Hayat tam da böyle bir şeydir.

Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…

Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.

İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sedef çiçeği

Mahkeme salonunda, seksen yaslarindaki yaslı ciftin durumu icler acisiydi...
Adam inatçı bakıslarla, suskun ninenin aglamaktan iyice çukurlasmis gözlerini ve bikkin bakıslarını süzüyordu
Hakim tok sesiyle, yaslı kadına: „Anlat teyze, neden bosanmak istiyorsun?“
Yaslı kadin, derin bir nefes cektikten sonra bas örtüsüyle agzini aralayip, kisilmis sesiyle konusmaya basladi:
Bu herif yetti gayri, 50 yildir bezdirdi hayattan...“
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda...
Sessizlik, bu tür haberleri her gün manset yapan gazetecilerden birinin flasiyla bozuldu...

Aşkın halleri

Aşkı konuşmak kolay da, onu olmak zor. Âşık olmaktan söz etmiyorum, aşkı olmaktan ve oldurmaktan bahsediyorum. Aşkla kanatlanmaktan, âlemi yukarılardandan kalb gözüyle görebilmekten. 'Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi/Kah inerim yeryüzüne seyreder âlem beni'. Aşk varlığın merkezini değiştirir. Önceki varlık düzeyimizden bir boşluğa atılırız, oradan yeni bir dünyaya, yeni bir varoluşa kement atmak isteriz. Hiçbir şey artık eskisi gibi değildir ve etrafımızdaki dünya bir deprem geçirircesine sallanmaktadır. 'Ballar balını buldum/ Kovanım yağma olsun' der Yunus.

Ölüm, aşkın gölgesinde bekler. Sevmek dünyayı yok sayabilmek demektir, seven kişi endişe ve coşkunun bıçak sırtında gezinirken sorar : 'Yeni bir dünya mı kazanacağım şimdi, yoksa dünyamı mı kaybedeceğim?' Öleceğimizi bildiğimiz için tutkuyla sevebiliriz. Ölümlülük duygusu aşkı zenginleştirir ve adeta onu mümkün kılar. Aşk, bize ölümsüzlük ve zamansızlık vaat ederek, faniliğin kıskacından bir süreliğine kurtarır.

Konuyla ilgili benzer içerik


Son yorumlar

Anket

İçeriği paylaş