yalnızlık

Ömrün Beş Mevsimi Var…

Şeyh Galib, meşhur mesnevisinde, ‘Hüsn’ü bulmak için yollara düşen ‘Aşk’ı mumdan bir gemiye bindirerek ateş denizinden geçirir.

“Mumdan bir gemiyle ateş denizini geçmek de ne ola ki?” diye yormayın zihninizi. Bu akılla kavranabilir bir keyfiyet değildir. Ve bu öyle bir manzaradır ki aklı gözünde olanlarda temaşa zevki dahi uyandırmaz.

Bu tür muammaların hakkından ancak gönül gelir. Öyle ya ateşi gülşene çevirmek için İbrahim, İbrahim olmak içinse kainatı gönlün sorgusundan geçirmek gerek. İmkansızın peşine düşmek, mekanın ve zamanın ötesinde bir hayatın düşünü yormaya çalışmak ve aklın sınırlarının ötesine taşmaya çalışmak…
Gönül bu işine akıl erer mi?

Tarih sayfalarına kaydedilmiş ne kadar kahramanlık öyküsü, edebi metinler arasında ün yapmış ne kadar aşk masalı varsa aklın ve eşya düzeninin ötesinde yaşanmış serüvenlerdir hepsi. Bu nedenledir ki kimin “evvel zaman içinde…” diye başlayan bir öyküsü vardır, işte o, zamanın ve mekanın dışına taşabiliyor demektir.

Üşüyoruz!!!

Bir kutup ayısı öyküsü vardır, şöyle:
Yavru kutup ayısı annesine sokulur ve sorar:
- Anne, senin annen de kutup ayısı mıydı?
- Evet yavrucuğum.
- Peki onun annesi?
- Evet yavrucuğum.
- Peki anne, babamın annesi babası da kutup ayısı mıydı?
- Evet yavrum.
- Peki onların anne babası da mı?
- Evet yavrum. Nedir bu merak, niye soruyorsun? Bizim sülalemiz binlerce yıldır kutup ayısıdır.
Yavru kutup ayısı biraz daha sokulur annesine ve der ki:
- Ama anne, üşüyorum!
İklimden, üşümekten, mevsimden, "mevsimlerin insana yaptığı fenalıklardan" ne zaman söz açılsa, yavru kutup ayısı sorularıyla, "ama anne..." deyişiyle, "üşüyorum" vurgusuyla gelir oturur karşıma.
Her fırsatta, herkese bu sevimli öyküden söz etmekten kendimi alamam.
Üşüyoruz ve sebepsiz sanıyoruz üşümelerimizi.
Vakt-i evvelde yalnız üşürdük. Şimdi, topluca üşüyoruz.

ESKİDEN VE ŞİMDİ...

ESKİDEN
Çember çevrilir,
Su musluktan içilir,
Ağaçlara tırmanılırdı.

Bebekler bezden,
Silahlar tahtadan,
Resimler kömür karasından yapılırdı.

Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin isimleri konulur,
Saatli maarif okunurdu.

Komşuda pişen bize...
Bizde pişen komşuya düşerdi.
Geceler ayaz,
Sokaklar karanlık,
Yıldızlar parlak olurdu.

Turşu, salça, mantı evde yapılır,
Karpuz kuyuda soğutulurdu.

MENDİL...

Oyalı da bir mendil bırakıp gittin!
Gözyaşı
gibi içime akıp gittin!
Sadece... Son defa... O kadar...
Bakıp
gittin!
Mendiller de kâğıttan gayrı... Ağıtlar da…

***
Vefasız bir çağa mı düştük; ağdan ağa mı... Biz dağdan dağa seslenir…
duyardık birbirimizi…
Öyleydi dünya; böyle oldu...

***
Şimdi, "Vefasızlık nedir?" sorusunu anlamakta zorlanmaz(!) "yeni" gelenler.
Lugatteki bir kelimeyi daha "yakînen" tanımış olurlar!

***
Buna, mendil, derler/di çocuğum! Ayrılıklarda da işe yarardı!
Bir taraftan gözyaşınızı biriktirirdiniz; bir taraftan -istasyonlarda hele-
"veda"nın bir "yanı" bir "işlemesi" olurdu mendiller.

***

Şimdi mendil kâğıtlar var; var da... eski ağıtlar da yok ki...

***

Kaybetmeden bir daha düşünün!!!

KAYBETMEDEN BIR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN

Terentius, "Onunla her seyi paylasmak zevkinden mahrum kalinca, hiçbir
zevki
tatmamaya karar verdim"
demis, yitirdigi bir dostunun ardindan.

Nasil bir insandan bahseder Terentius? Karsisinda zavalli gibi görünmekten
korkmadigimiz, bizi degistirmeye degil
zenginlestirmeye çalisan, yargilayan degil, kendimizi sorgulamamiza yardimci
olan biri midir yitirilen?

Sabahin 3'ünde çaldigimiz kapisini açtiginda, tek kelime etmeden kollarina
atilip aglayabilecegimiz bir insan midir Terentius'un acisini bu sekilde
dillendiren?

Yalnızlık kadınlar için vazgeçilmez bir sonuç

Buram buram dert kokan demli çaylar, sıcacık börek dilimleri, un kurabiyeleri ve daha neler neler… Hayranım, elleri hamur yoğuran, incecik zeytinyağlı dolma saran kadınlarımıza. Hayranım, her fırsatta “Difrizde böreğim var. Yanına kısırla, çay demledik mi” deyiverip evine buyur eden komşularıma… Böylesi hasbihal zamanlarında söz dönüp dolaşır hep erkeklere ya da çocuklara gelir. Serde eğitimcilik olunca, bu konuda yazacak çok şeyde bulunuyor söylenecek çok sözde.

Sahi kim kimden çeker. Kadınlara sorsan yük onlarda. Top sırası erkeklere gelince onlarda karşı taraftan yakınırlar.
Ben onu bunu bilmem: Kadınlar yalnızlıkla yaşam arasında daima gergef işler, ilmek ilmek örer, düğüm atar ya da ütü yapar çekmeceye kaldırırlar.

Yalnızlık kadınlar için vazgeçilmez bir sonuç.
Evli olsa : “Eşim beni anlamıyor” der yakınır. Dönüş bileti olmayan bir yolcunun gelmeme ihtimalini hesap edemez ve yıllarca anlamasını bekler.


Son yorumlar

Anket

İçeriği paylaş