acı

Şanslarımızdır, Çakıl Taşlarımız...

Nasılda yürüyordum yolda umarsızca. İlkbahar gelmişti memleketime.. Nasıl da güzel bir uyanış vardı şimdi evrende.. Nasıl da yürüyordum yolda umarsızca ve rahatça..

Kafamda bin bir düşünce, etrafta cıvıl cıvıl kuş sesleri, burnuma kadar gelen ilkbaharın müjdecisi mor salkımlardan yayılan baygın bir koku, akasya ağaçlarından çocukluğuma dair anımsadığım, damağımda hissettiğim hafif tatlı ve acımtırak bir çiçek lezzeti..

Dimağımda hoş anılar, zihnimde bir sürü güzel plan, dilimde dualar arşınlıyordum zamanın yollarını ve ilkbaharın ilk nisanlarını.. Derken tatlı bir rüyadan nahoş bir gürültü yada kısa şekerlemelerdeki ani düşmeler yada sıçramalar misali uyanıverdim birden.. İlkbaharın kulaklarıma fısıldadığı ninnisinden, ayağıma batan bir taşın etkisiyle, irkilerek uyandım sanki..

Sevgi şifadır

Derler ki:"Sevgi, ruhlar arasindaki benzesmeden dolayi olusan imtizac ve kaynasmadan ibarettir. Nitekim bir suyu diger bir suya karistirinca birbirinden ayiklamak imkansizdir. Bu nedenle iki sahis arasindaki sevgi öyle bir noktaya varmaktadir ki, birisi digerinin acisini duyar olur; onun haberi olmadan yakalandigi hastaliga yakalanir."
Sevgi ayni kaderi paylasmaktir. Öyle bir paylasma ki iki tarafin kalbine huzur ve ferahlik getirsin; hastaliklara deva olsun. Çünki paylasilmayan sevgi yalnizca bir dert ve acidan ibarettir. Eger esit bölünmezse, gönlü, sevginin diger yarisi olan dert istila eder. Sevgi ayni kaderi paylasmaktir. Öyle bir paylasma ki iki tarafin kalbine huzur ve ferahlik getirsin; hastaliklara deva olsun. Çünki paylasilmayan sevgi yalnizca bir dert ve acidan ibarettir. Eger esit bölünmezse, gönlü, sevginin diger yarisi olan dert istila eder.
Bu yüzden tek tarafli sevgi aci; karsilikli sevgi de sevinç verir. Birbirini seven iki kisi arasinda sevgileri derecesinde bir benzerlik vardir. Menfaatlerde, karakterde veya amaçlardaki benzerlikler gibi.

Öyle sev ki, bütün insanlığı kucaklasın sevgin..

"Sevmek bir yerdeki sabah galiba
Beni bir türlü oraya götürmediler"

Sevgiyi başkalarından bekleyen bir insanın duygularını anlatıyordu bu dizeler..
Her sevginin başlangıcı, insan yaşamında güneşin doğduğu andır elbette.
Oysa, çaba harcamadan, birilerinin kendisini sevmesini bekleyenler
başarılı olamazlar hiçbir zaman... Ne sazı konuştururlar,
ne neyi üflerler, ne de şiire varır dilleri...
İnsanin bir ömür boyu peşinden koştuğu sevmek nedir peki?
Yüreğin bir başkası için çarpması mı?
Suyun yüzünde, yapraklarını ağır ağır açan bir nilüfer mi yoksa?
Göç mevsimi, yaralı eşini kanatlarıyla örterek

(Haber)dar mıyız?

naribeyza tarafından Pzt, 10/13/2008 - 01:07 tarihinde gönderildi.

Huzur içerisinde geçirmek istediniz zaman dilimleridir akşamlar..
Sizin için bazen bazen mutlu, bazen üzüntülü,bazen stresli geçen bir günü arkada bırakır ,oturursunuz sofraya.Sıcacık evinizde yemeğinizi yersiniz hep beraber.Biryandan da binbir çeşit haber gelip geçer televizyonunuzun camından.

İşte o sırada, küçük,masum yüzlü,davetsiz misafirler ,geliverirler evinize,kimisi üzerindeki yırtık pırtık elbisesiyle,kimdi küçük bedenlerindeki kanlarla, yaralarla..
Annesini babasını kaybedenler,çaresiz yaşlı gözlerle bakıverirler birden,gözlerinizin içine.

Kararlar birer kibrittir:Ya kendini yakarsın yada ısıtırsın

Adamin biri bilge bir kral olmakla ün salmis kralin yanina gider. Krala

sunu

sorar "Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var midir?" Kral "Elbette"

der

"Kaç bacagin var senin?" Adam soruya sasirarak "Iki efendim" der. Kral

"Pekala, tek bacaginin üstünde durabilir misin?" "Elbette" diye cevap verir

adam. Kral "O halde hangi bacagin üstünde duracagina karar ver". Adam biraz

düsünür ve sol bacagi üstünde durmaya karar verir. "Tamam" der

Hakkını helal et yüreğim…

Kelimelerin ağırlığı tek tek dilime çöktüğünde, kalemın emri ile yazmaya başladım.
Söz nerde başlayacak nerde bitecek inanın bende bilmiyorum.
Konuşan yüreğim mi yoksa nefsim mi onu da bilmiyorum.

Yüreğimle iyi geçiniyoruz da nefsim için aynı şeyleri söyleyemiyeceğim.
Ey nefis nedir senden çektiğim.
Sürekli bir şeyleri yapmam için bana emrediyorsun.
Hep benden önce konuşuyor, kafamı karıştırıyorsun.
Ne olur bu akşam bir defa olsun sus.
Sükut lehçesini bu gece kullansan olmaz mı?
Müsade edersen bu gece yüreğimle dertleşeceğim.
Gecenin demini aldığı şu saatlerde yüreğimi dinlemek istiyorum.
Belki de yüreğimle helalleşmek istiyorum.

Susmak...

Susarız…

Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz…

Susarız…

Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu…

Susarız…

Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…

Susarız…

Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre… Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak…

Sen ağlama çocuk!!!

ANKARA’dayım. Gecenin geç saatleri. Kitap okuyorum. Dışarıda bir tıkırtı. Pencereye yöneldim. Dışarıda çöp yığınları. Henüz çöp arabası gelmemiş. Birazdan gelecek.

Başına, iğreti bir paltonun kapüşonunu geçirmiş bir kadın. Elli yaşlarının altında değil. Çöpü karıştırıyor. Anladım ki bir şeyler arıyor. Dikkat ettim, mukavva kutuları ve gazete káğıtlarını topluyor. Orada bir çuval, var ona istifliyor. Belli ki utanıyor. Sağına soluna bakınıyor. Pek alışkın değil yaptığı işe. Belki de kimse görmesin diye o saatleri seçmiş.

* * *

RUHUN GÖZ YAŞLARI

'Çocuklar da evlenip gittikten sonra' diyor karşımdaki acılı yüz, 'hayatta tutunacak bir şeyim kalmadı. Gün be gün kedere gömüldüm'. Bu sözler bir gazete kesiğinin üzerinde asılı duruyor. Belleğin tavan arasına kaldırılmış ve karşılaşılan yeni bir cümleyle yeniden hayata karışan onlarca yüzden ve sözden bir tanesi.

Gazetede âşinası olduğumuz türden bir haber, bir uzman, kendi gözlem ve tahminlerine dayanarak ev kadınlarında depresyonun yaygın olduğundan söz ediyor.Ağlayan kadınların bir bölüğü, benim sezebildiğim kadarıyla, yitirdikleri hayatlarına ağlıyorlar. Evliliğin cehennem azabına döndüğü evlerin kadınları, bütün hayat enerjilerini çocuklarına yöneltir ve onlarla birlikte kendilerini var ederler. Onlar da evlenip gittiklerinde, hele de hayırsız gelin veya damatlara, anaya olan borcu ufak sevgi kırıntılarıyla da olsa geri ödemeye yanaşmayan 'el çocukları'na gittiklerinde, geriye büyük bir boşluk kalır.


Son yorumlar

Anket

İçeriği paylaş