0 yaşında
Baba : Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey
benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.
Kızı : Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam
babam olsa gerek.
5 yaşında
Baba : Prensesim benim, güzel kızım.
Söyle bakalım baban sana ne alsın?
Kızı : En çok babamı seviyorum.
Babam, niye annemle uyuyor?
Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
Aşk Mı Sevgi Mi…?
Sevgili okuyucular… hemen girişte belirteyim ki sevgi, aşktan üstündür. Hem insani hem de psikolojik süreçler açısından bakıldığında sevgi üstündür. Nasıl mı? Hemen sıralayayım (ki bu sıralama Ali Şeraiti’nin bir eserinde okuduğum ve insan psikolojisinin bilinçaltı süreçlerine uygunluğu nedeniyle beynime kazılan, kelime kelime zihnime yazılan bir değerlendirmedir. Yaşayan bir Kur’an olarak bilinen Sosyolog Ali Şeriati, insan psikolojisinin derinliklerine dair yaptığı tanımlamalarla hayatımda önemli bir yere sahiptir) ;
İnsanoğlunun merakı sınır tanımıyor.
Yeryüzünün derinliklerini, gökyüzünün sonsuzluklarını bilmek için
sürekli arıyor, araştırıyor.
Meselâ, ay yüzündeki lekelerin anlamını çözmeye çalışıyor.
Güneşteki patlamaları zamanından önce haber veriyor.
Fırtınayı, hortumu olmadan biliyor.
Depremi, vaktinden önce bilmeye çalışıyor.
Gece, gündüz, hangi gezegenin nerede, nasıl ve ne durumda bulunduğunu ilmen açıklıyor.
Yıllar önceden, ayın, güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağını hesaplıyor.
Denizlerin gel-gitlerini, karaların heyelan tehlikesini tahmin ediyor.
Küçük bir çocukken büyümek en büyük hayalidir insanın.
‘Ben dışarıda daha fazla oynamak istiyorum anne’;
‘Olmaz içeri gelmelisin artık’ dendiğinde ‘Hele bir büyüyeyim,o zaman kendi istediklerime kendim karar vericem’ düşüncesiyle büyümeyi en büyük hayal ,en büyük hedef olarak önüne koyar çocuk.
İstediği ama elde edemediği her şey için, karşısına çıkan, son sürat tosladığı bir duvardır; ‘küçük olmak’.
‘Bir büyüyeyim anne babam kadar olayımda bu duvarı yıkıp yerle bir
etmez miyim ben’ diye düşünür.
Yetişkin olmak için bir kor ateş içinde yanar durur
)Sevilen insanlar her ortamda kendi kusurlarını zamanla daha eleştirilmeden de görebilir ve düzeltebilir,
2) Bilgileri çok olsa bile çok önemli olmadığını düşünür ve bilgiçlik taslamaz,
3) Bilgi ve makamı yükseldikçe alçak gönüllüğü de artar,
4) Zekâ ve bilgisini saat gibi lüzumu olunca kullanır,
5) Şahsi çıkarlar peşinde değil, bilakis büyük meselelerin çözümünü düşünür,
6) Yaşları küçük olsa da bilgi ve anlayışları çok büyüktür,
7) Her şeyin konuşularak diyalogla çözüleceğine inanır,
Sevgisiz her şey yavandır, tatsızdır. Sevgi, Sevgisiz her şey yavandır, tatsızdır. Sevgi, mutluluğun mayasıdır. Sevgi, sevinç sebebidir. Sevgiyle, zindan saray olur… Sevgisiz saray, zindanlaşır. Hz. Mevlânâ’nın deyimiyle, “Sevgiden acılar tatlanır, bakırlar altınlaşır, sevgiden tortular saflaşır, dertler derman olur.
Ölü, sevgiden dirilir. Şah, sevgiden köle olur.
Allah’a karşı bu sevgi, ilimdendir.
Saçma sapan biri, böyle bir tahta nasıl kurulur?
Eksik bir ilim, nasıl doğurur bu aşkı?
Eksik ilimden, eksik bir aşk doğar maddeye karşı…”
İlim sevgiyi artırır.
Her ne kadar pek çok kelimenin içi boşalsa, zaman içinde bambaşka bir hale bürünse de, bunlardan biri olan “sevgi” ile söze başlamak yine de uygun düşer diye düşünüyorum. Sevgi... Yavrularımız için en önemli besin kaynağı. Sevgi dolu ana-baba kucağı ise, hayatın güçlüklerine göğüs germede, büyüyüp gelişmenin zik zaklı, taşlı yollarında sıcak ve güvenli bir liman. Böylesi bir sığınağı olmayan, sevgi ve ilgiden mahrum çocukların , diğer çocuklarla ve yetişkinlerle de sevgi bağı kuramadıkları için, toplumla olan ilişkilerinin de zayıfladığını söylüyor araştırmalar.
"Anne girdin düşüme./ Yorganın olsun duam;/ mezarında üşüme." (N.F.Kısakürek)
Annenin çocuğuna karşı şefkat duygusu daha o bedenine düştüğü andan itibaren başlar. Artık anne onun için yer, içer ve uyur. Canına can katılmıştır ve taşıdığı emaneti birken iki olmuştur.
Bebek dünyaya geldikten sonra ise artık tüm kaygıları, endişeleri, sevinç ve hüznü onun üzerinden olur. Artık iki kez korkar, iki kez umutlanır, iki kez hayal kurar, iki kez endişelenir. Hayata dair tüm planları, bakış açısı çocukları üzerinden şekillenir. Çocuk sayısına göre katlanır.
Herkesin çocukluğu kendine güzel ve özeldir ya, benim ki gerçekten güzeldi..Kimi zaman tadı damağımda kalan lezzetli bir tatlı gibi,kimi zaman içime akan sıcacık iki yudum çay gibi,kimi zaman matemini tuttuğum eski bir dost gibi hatırlarım çocukluğumu….
Zihnimde tekrar ederim o güzel,huzurlu ve duru günleri…Unutmaktan korkar bir halim var sanki..
Oysa unutamam,unutmamam lazım zaten.Çünkü ben çocukluğumda öğrendim paylaşmayı,merhameti,sılayı,sır saklamayı,dostluğu,vefayı ve sevmeyi…
Biz ailecek otururduk apartmanda, amcam,halamlar çocukları ve babannem ,dedem…
Adam 3 yaşındaki kızını, gayet pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı..
Yılbaşı sabahı küçük kızı, paketi getirip "Bu senin babacığım" dediğinde üzüldü. Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına.. Bir gece evvel yaptığından utandı.. Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu.
Amerika’da, Maryland Üniversitesi’nde bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş, o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her çocuğun geleceği hakkında değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrencilerin hemen-hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir başarı şansının olmadığını dile getirmişlerdi.
Aradan 25 yıl geçtikten sonra bir başka sosyoloji profesörü, bu çalışmayı buldu. Araştırma profesöre ilginç gelmişti ve öğrencilerinden projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi. Öğrenciler o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176’sının fevkalade başarı gösterip avukat, doktor ya da işadamı olduklarını ortaya çıkardılar.
MUTLU BİR GÜN GEÇİRMEK BİZİM ELİMİZDE!...
Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, kahve fincanına çarpıyor ve bir fincan kahve gömleğinizin üzerine dökülüyor.
Biraz önce olan olay üzerinde sizin hiçbir etkiniz yok, sonradan olan olaylar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek.
Kızıyorsunuz. Kahveyi üzerinize döktüğü için kızınızı kaba bir şekilde azarlıyorsunuz. Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor.
Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı çocuk :
"Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?"
"Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum." Diye yanıtladı sevgili annesi.
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda.
Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitmeliydi ?
Her zamanki gibi erkenden uyandı Hatice teyze. Mahallede herkes ona böyle seslenirdi. Ufak olsun büyük olsun o herkesin Hatice teyzesiydi. Çok sevilirdi. O kadar. Yalnızca sevilirdi. Kaderinin ağır yükü altında kalmaya mahkûmmuş gibi, onun hakkında konuşurlar ama öteye geçmezlerdi. Yalnızca vah, vah, tüh, tüh nidaları yükselirdi, mahalle kahvesinden ya da sokak köşelerinden. Yaşı kırkın üzerindeydi ama kırlaşmış saçları ve yüzündeki derin çizgiler gözlerinin altındaki yorgunluk torbalarıyla birleştiğinde ona ihtiyar görüntüsü verirdi.
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı,ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı..
"Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı..
"Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.."
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı..
Kahveye tuz!..
1. Arılar 1 gram bal için çiçeklere en az 7000 uçuş yapıyorlar.
Sen ömür boyu mutluluk için yüzlerce kez pişman olmayı, binlerce kez naz çekmeyi, onlarca kez kavga etmeyi, anlaşmazlığa düşmeyi, hayal kırıklığına uğramayı, çiçekler getirmeyi, çikolatalar almayı, yüzlerce kez özür dilemeyi, binlerce kez sözünü geri almayı, binlerce kez “affet beni” demeyi, on binlerce kez “seni seviyorum” demeyi göze almalı değil misin?
2. Bir kg bal için ise 40 bin tane arı, 6 milyon çiçeği dolaşıyor.
Sen bir tutam sevda için, hiç bitmeyecek bir aşk için, en az beş duyunla, onlarca duygunla, binlerce güzel sözle, yüzlerce bakışla, susuşla, dinleyişle, dokunuşla, sevdiğinin beş duyusunu dolaşmalı, yüzlerce beklentisini karşılamalı, onlarca duygusuna karşılık vermeli,
Kuş Tüyü Öğütler
Gözünü bu satırlardan bir an kaldır ve kuş tüyünün düşüşünü hayal et.. Hem havada asılı kalıyor, hem iniyor gibidir… Çok uzaktan geliyor gibi ama çok yakın gibi durur.
Gökten yere düştüğü halde, düştüğünü hissettirmez sana kuş tüyü… Belki de hiç düşmez kuş tüyü. Hayır, hayır düşüyor değildir. Belki de kendisi yere doğru inmeyi, yere konmayı tercih ediyor gibidir. Hani yağmur gibi… Düşüyor değil indiriliyor. Öyle ki, bir kuş tüyünün inişini seyrederken, sayısız göklerden sayısız tüylerin düştüğü duygusuna kapılırsın, kuş tüyü yere indiğinde henüz düşüşünü tamamlamadığını hissedersin.
Doğru; düşmez aslında kuş tüyü, “iner” gibidir, “indirilir” ve “hep indirilir”. Meleklerden kopmuş gibi, melekler gibi..
Son yorumlar
2 hafta 4 gün önce
2 hafta 5 gün önce
2 hafta 5 gün önce
3 hafta 4 gün önce
3 hafta 4 gün önce
3 hafta 4 gün önce
4 hafta 6 saat önce
4 hafta 2 gün önce
4 hafta 3 gün önce
4 hafta 3 gün önce