Çocukken dayak yiyenler büyüyünce kavgacı oluyor
Dayak yiyerek büyüyen çocuklar, ilerleyen yaşlarda şiddet uygulamaya eğilimli oluyor.
Yetişkinlik dönemlerinde kendisine dayak atan bireylerin davranışlarını sergileyen bu insanlar evlendiğinde de eşini ve çocuklarını dövebiliyor. Beyin Dili Programı (NLP) uzmanı Mustafa Baran Gül, fiziksel şiddeti sorunları çözme yöntemi olarak algılayan ailenin, çocuklarının başklarına şiddet uygulamasına şaşırımaması gerektiğini söyledi. Kendisine dayak atılan çocuğun, ilk olarak kardeşi, arkadaşı veya çevresindeki hayvanlara yönelik fiziksel şiddet uygulama eğilimine girdiğini belirten Gül, "Dayağı sorunları çözmede kısa yol olarak algılayan çocuk, ileriki yaşlarda da karşılaştığı her güçlükte saldırgan tutum sergilemeye başlar.
‘Şımarık erkek çocuklar iyi koca olamıyor’
Sosyolog Nevval Sevindi, küçük yaşlardan itibaren şımartılan, annesinden ve kız kardeşinden hizmet görmeye alışmış erkek çocukların mutlu bir evlilik yapamadığını söyledi.Sevindi, “Duygusal gelişimi annelerince baltalanmış bu ‘yetişkin–çocuk’lar eşleriyle bir anne–çocuk ilişkisi kurmak ister.” diyor.
Anne ve babaların belki de en büyük hatası, çocukları bir birey olarak görmeyip kendilerinin uzantısı gibi kabullenmeleri. O vakte kadar yapamadıklarını, engellenmişliklerini çocukları üzerinden gerçekleştirmeye çalışan ebeveyn yüksek beklentilerini elde etmek için çocuğu şımartma yoluna gidiyor. “Anneler kendi geleceklerini oğullarında görüyorlar. Yaşlılığında ona bakacak ve iktidar verecek oğluna aşırı bir bağımlılık gösteren anne, farkında olmadan oğlunun yetişkin olmasını engelliyor.”
Arkadaş olun; ama bir büyük gibi dertleşmeyin
Bazı anne babalar çocuklarıyla o kadar arkadaşça ilişkiler içinde olurlar ki onun henüz yaşının çok küçük olduğunu unutur, ona kendi dertlerini sıkıntılarını hayallerini anlatır ve bunun onun ruh dünyasında bırakacağı izleri düşünemezler.
Eşinden kendi ailesinden veya eşinin ailesinden çektiklerini çocuklarıyla paylaşan anne babalar çocuğun ileriki yıllarda evlilik ile ilgili önyargı içinde olmasına ve başka psikolojik sorunlara sebep olmasına yol açabilir. Bunun için çocukların yanında konuşulan konulara dikkat etmek gerekir.
Her bireyin geleceğe dair birtakım hayallerinin olması çok normaldir.
Evlilik öncesi eş ile ilgili kurulan hayallerin yerini evlilik sonrası çocuk ile ilgili şekillendirilen hayaller alır. Bunların var olmasının bir sakıncası yoktur tabii ki. Ancak bazı bireylerin hayallerine saplantı derecesinde takıldıklarını görürüz. Şöyle ki, sürekli kız çocuk hayali olan bir anne adayı, erkek çocuk ihtimalini hiç düşünmüyor ve dahası bu düşünce kendisini rahatsız ediyorsa duygularını bir süzgeçten geçirmek zorundadır.
Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey Delegesi ve Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ahmet Tevfik Ozan, dizilerde işlenen bazı konuların çocuk istismarına zemin hazırladığını dile getirdi.
Ozan, pek çok dizide ilkokul 1. ve 2. sınıfa giden öğrenciler arasında bile flört yapma, sevgili değiştirme, sevgiliyi kıskandırma veya sevgiliyi bir başkasının elinden alma şeklinde senaryolar üretildiğini kaydetti. Liselilerle ilgili dizilerde ise alkol alınması ve kızlı erkekli gruplar halinde aynı evi paylaşma gibi senaryoların özendirici bir şekilde sunulduğunu aktardı.
Uslu çocukların sırrı nedir? Cevabı, sınır koymaktan korkmayan bir anne-babaya sahip olmaları. Tavsiyelerimizle, olumsuz davranışlarını engelleyemeyen 2-3 yaşındaki çocuğunuzun davranışlarına sınır koyabilirsiniz.
İki-üç yaşlarındaki çocuklar evde veya onlarla bir yere ziyarete gittiğinizde, birtakım haylazlıklar yaparlar. Bu yaştaki çocuklar, neyin doğru neyin yanlış olduğunun farkındadırlar, ancak yanlış davranışı yapmamak için kendilerini engelleyemezler. Bir anne-babanın dikkat etmesi gerekenlerden en önemlisi ise, çocukları haylazlığı yaptığı an verecekleri tepkilerdir. Size, 2-3 yaşındaki çocuğunuza, çok sert ya da çok yumuşak olmaksızın, nasıl disiplin sağlamanız gerektiğiyle ilgili önerilerimiz olacak.

Çocuğunuza Hayır'ın Anlamını Öğretin
1 yaşındaki çocuklar farklı bir birey olmaya çalıştıkları için yetişkinleri dinleme gereğini duymazlar. Ancak dinlemekten çok hoşlanmayan bir ufaklığı bile disipline edebilirsiniz. Bu konuda sizin için hazırladığımız öneriler çok işinize yarayacak...
Çocukların size göre doğru olmayan davranışları, sizin otoritenize karşı gelmek için yapılan kasıtlı hareketler değildir. Sadece onların en büyük görevi olan dünyayı keşfetmenin birkaç yan etkisidir diyebiliriz. 1 yaşını yeni geçmiş küçük çocuklar yaptıkları hareketin ne gibi sonuçlar doğuracağını tahmin edemezler. Kendisine enterasan gelen bir nesneye doğru hemen atılırlar.
Sabırlı Anne Baba Olmanın 10 Yolu
Çocuğunuzu büyütürken en çok ihtiyacınız olan şey "sabır" olacaktır. Çünkü çocuklar adeta anne-babalarının ne kadar sabırlı olduklarını test etmek için hareket ederler. Eğer sizin sık sık sabrınız tükeniyor ve sesiniz yükseliyorsa, yazımızı mutlaka okuyun, yararını göreceksiniz
Çocuklar her zaman çok hızlı giyinmezler, siz telefondayken sessiz olmazlar, ellerini yıkamaktan hoşanmazlar. Sizin sabrınız da tükeniverir ve sesiniz yükselmeye başlar... Sesinizi yükselterek tehditler savurmak çocuklarınızı harekete geçirmenin, sessiz olmalarını sağlamanın veya sizi dinlemelerinin tek çaresi gibi gözükse de aslında sakin olmanız, onların işbirliğinize daha sıcak bakmalarını sağlar.
İki çocuk sahibi olmak harika bir duygudur ama bazı zorlukları vardır. Öncelikle ikinci çocuğa sahip olmak için doğru zamanı ayarlamanız, sonra da kardeşler arası oluşabilecek kıskançlıklarla ve kendinizle esinize zaman ayıramama gibi sorunlarla başa çıkmanız gerekiyor. Bu konuyu sizin için inceledik ve yaşamınızı kolaylaştıracak ipuçlarını derledik.
İkinci cocuga hemen mi sahip olacaksınız, yoksa bir müddet beklemeli misiniz? Bir başka bebeğin maddi ve manevi yükünü kaldıracak gibi değilsiniz; öte yandan çocuğunuzun kardeşinin olmasını, birlikte büyümelerini ve sizin de bir an evvel kariyerinize bıraktığınız yerden devam etmeyi istiyorsunuz. Peki ne yapmalısınız?

Çocuğum, sahip olduklarının kıymetini bilmiyor
Bir öğrenciden tüm öğretmenler şikayetçi oluyorlardı. Çocuğu daha yakından tanımak için birkaç görüşme yaptım. Problemin çocukta olmadığı düşüncesi ile randevu alarak evlerine ziyarete gittim. Söz, çocuğun davranışlarına geldi.
Babasına:
- Sizce neden böyle davranıyor olabilir, dedim.
- Valla hocam, ben de anlamıyorum, niye böyle davranıyor. Elimizden geleni de yapıyoruz, dedi.
- Örneğin ne yapıyorsunuz, diye sordum. Baba:
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekeriya Güler, toplumun temel taşının aile olduğunu belirterek, aile mefhumu bozulan toplumların batmasının kaçınılmaz olduğunu kaydettti.
Mersin'in Tarsus ilçesi Müftülüğü tarafından Müftülük Sitesi Konferans salonunda düzenlenen ''İslamda Toplum ve Ailenin Önemi'' isimli konferansta konuşan Prof. Dr. Zekeriya Güler, ecdadımız Osmanlı'nın Kur'an ve Sünneti medeniyetin kaynağı olarak gördüğünü belirterek, bu medeniyetin meydana getirdiği aile yapısının uzun süre dünyaya hükmettiğini söyledi.
Aile toplantılarında nelere dikkat etmelisiniz?
Anne babanın çocuklarına özel nasihati aile toplantısına taşınmamalı. Aile üyeleri birbirine ne kadar kızgın da olsa sevgi ve saygı çerçevesinde konuşmalı.
Üzücü bir tartışma veya iletişim çatışmasının nedenleri irdelenmeli.
Aile toplantıları kuralların izah edildiği ve çocukların gelişimlerine göre yeniden düzenlediği ortamlar olabilmelidir.
Aile toplantılarında daha çok sorunlar ele alınmalı, herkesin bu sorundaki payı objektif bir şekilde tartışılmalıdır. Bireyler daha çok kendi hatalarını görüp söyleyebilmelidir.
İsteğinizi "söylenerek" anlatmayın; söyleyin!
"Yapma kızım, etme oğlum, hadi ne zaman ders çalışacaksın, evladım beni neden dinlemiyorsun, bak bir daha söyletme!" şeklinde anne-babaların çocuklarının arkasından söylenip durması hiçbir işe yaramıyor.
"Söylenerek" konuşunca daha iyi olur sanıyoruz; ama aslında öyle olmuyor. Çok söylendikçe sözümüzün tesiri kayboluyor. Çocuğunuzun arkasından söylenmek yerine onu karşınıza alın ve neyi yapmasını istediğinizi açıkça belirtin. Sonrasında da yapıp yapmadığını kontrol edin. Böylelikle söylenmemiş bir şeyi ona söylemiş olursunuz.
Hayat boş büyük bir tarlayı sürüp yeşertmek gibidir.
Herkes ister ki tarlasında çeşit çeşit ağaçlar, meyveler, bağlar ,çiçekler açsın.
Bakınca şöyle bir derin nefes çekmek ,huzuru, mutluluğu oraya derin derin bakarken yakalamak ister.
Ama bunlar öyle kolayca ve kendiliğinden olabilecek şeyler değildir.
Hayat bahçesindeki o nazlı , narin ,kırılgan çiçekler, size öyle bir çırpıda açıvermezler kapılarını. Meyveler öyle daha toprağa atarkenden, kucaklaşıvermez gökyüzüyle hepsini azimle şevkle gayretle ilmek ilmek işlemek gerekir sabır gergefinde...
Curcuna… koşuşturmaca… kovalamaca… kavga… bağrışma…
Akşama kadar başı şişer (!) birçok annenin…
Kimin kimi sevdiği belli değildir evde…
Kimin kime kızdığı…
Kimin kimi çimdiklediği… Hep “o” başlatmıştır tartışmayı…
“Bunu kim böyle yaptı?” diye bağırarak işe başlayınca anne, doğal olarak da suçluyu (!) asla tayin edemez… Çünkü hep “O başlattı anne… Ben hiçbir şey yapmadım…” cevabını alır çocuklarından.
İnsanların birbirine tahammüllerinin bitmeye başladığı bir hayata adım atıyoruz yavaş yavaş. Hatta belki de hızla. Değişen ne, farklılaşan ne diye baktığımızda görüyoruz ki, insanların “ihtiyaçları”nın boyutu değişmeye başladı.
İnsan davranışlarının temelinde “ihtiyaçlar”ı yatar sevgili okurlar.
“İhtiyaç”lar, insanları “davranış”a yönlendirir.
Hangi ihtiyacımız değişti ki, bizler kibar olmaktan vazgeçip, haklı olduğumuzu ispatlamak için birbirimizi incitmeye başlar olduk…!
…
İçinde bulunduğumuz hayat değişti. Yaşam şartları değişti. Sosyalleşme sürecimizdeki ilkeler, doğrular ve idealler değişti. Öyle çok şey değişti ki, sonunda en “insan olan yanlarımız” avuçlarımızın içinden kayıp gitmeye başladı… ve bizler hiçbir şey yapmadan izlemek zorundakaldık.
Önceden eve gelen misafir çocuk, evladımızın elinden oyuncağını aldığında evde kıyamet kopmazdı.
Bundan çok değil on yıl kadar önce 10-14 yaşlarındaki kız çocuklarının nasıl giyindiklerini hatırlıyor musunuz…? Genellikle cicili bicili tokaları, fırfırlı etekleri olurdu… kılık kıyafetlerinden henüz çocuk olduklarını anlardık… onları tanımakta ve yaşlarını algılamakta hiç mi hiç zorluk çekmezdik. Yetişkin giysilerinin aksine, giysi biçimleri onların masumiyetini ve yapısal büyümemişliklerini sembolize ederdi.
Özel günleri olduğunda – mezuniyet gibi, yakın bir akrabalarının düğünü gibi- en şirin giysiler kız çocuklarınınki olurdu. Çıtı pıtı genç kızlar veya henüz çocukluktan kurtulamamış tavırlar hep devredeydi.
…düğünlerde veya eğlencelerde sahneye çıkıp oynadıklarında sevimli görünürlerdi. Yaptıkları figürler, çevreyi eğlendirip, yüzlerde gülücük oluşturmaktan öteye gitmezdi. Onlara her bakışımızda içimizdeki çocuğu görmüş gibi olurduk… “ahhh ahhh…şimdi onların yerinde olmak vardı…!” dercesine iç çekiştirirdik…
Bugün…? Yani günümüzde…?
Her anne gibi, o da çocuklarını severdi. Aslında iyi bir eşti, beyine de muhabbet ederdi. Ancak, kayınvalidesinden hiç hazzetmezdi. Eşinin annesiydi ama kendisi onu hiç anne gibi görememiş, bu yüzden de baştan beri hiç sevememişti. Bu sebeble de, zaman zaman kendini tutamaz, çocuklarının yanında da kayınvalidesinin aleyhinde konuşur, onun hatalarını sayar dökerdi. Bazen çocukları annelerine müdahele ederler, babaannelerinin o kadar da kötü olmadığını söylemeye çalışırlardı. Ancak anneleri onlara bu ifadelerinden dolayı fevkalade kızar “Daha sizin bilmediğiniz neleri var.” diyerek, konuyu kendi istikametinde derinleştirirdi. İki oğlu ile tek kızı, hep bu acı sohbeti dinleyerek büyüdüler. Dolayısıyla da babaannelerini sevemediler. İlerleyen yaşına rağmen kadıncağızın torunlarına gösterdiği bütün ilgi ve sevgi boşuna gitti.,
Bilgisayar-Televizyon-İnternet
Çocuğun sosyalleşmesini engelleyen 3 tehlike:Televizyon, bilgisayar ve internetin çocuğun sosyalleşmesini engelleyen modern çağın hastalıklarından biri olduğunu belirten Prof.Dr. Hüdaverdi Adam, bu tür bağımlılıkların insanı toplumdan koparan, sosyal hayattan uzaklaştıran, kendi başına bir hayat yaşatan çok kötü bir bağımlılık olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Hüdaverdi Adam, 0-6 yaş döneminde televizyon, bilgisayar ya da internet bağımlılığı kazanan çocukların sosyal gelişimini tamamlayamadığını söyledi. Prof. Adam, televizyon, bilgisayar ve internet bağımlılığının artık alkol, sigara ve uyuşturucu bağımlılığı kapsamına alınabilecek modern çağın hastalıklarından biri olduğunu kaydetti.
Konut ve iş yerlerinizi boyatırken tercih ettiğiniz renk, zihninizde yaratacağı etkiye dikkat çekiliyor. Uzmanlar, iyimserlik ve kendine güven duygusu uyandıran sarıyı çalışma odaları için önerirken, kırmızının çevreye yaydığı enerji nedeniyle fiziksel aktivitelerde artışa yol açtığını söylüyor. Sarı rengin verdiği enerjiyle, kişinin zihinsel faaliyetlerinin artacağı ve altın sarısı tonlarının ise zihin üzerinde olumlu etkiler sağladığı belirtiliyor. Sarıyı seviyorsanız çekinmeden duvarlarınızı boyayabilirsiniz ama koyu olmamasına dikkat edin. Zihninizi açacak sarı, özellikle çalışma odaları için ideal.
Lacivertte yatıştırıcı etki
Son yorumlar
2 hafta 4 gün önce
2 hafta 5 gün önce
2 hafta 5 gün önce
3 hafta 4 gün önce
3 hafta 4 gün önce
3 hafta 4 gün önce
4 hafta 6 saat önce
4 hafta 2 gün önce
4 hafta 3 gün önce
4 hafta 3 gün önce