Olan Evdekilere Olur!
Dışarıda tepemiz atar… Gelip evde hanımı haşlarız…
Öğretmen moralimizi bozar… Gelip eve kardeşimizi paylarız…
İşyerimizde moralimiz bozulur… Gelip evdeki çocuklara bağırırız…
Arkadaşlarımızla işler yolunda gitmez… Gelip evde annemize çatarız…
Gücümüz yetmeyip birileri tarafından tartaklanırız… Gelip evde ablamıza kızarız…
Ofiste elemanlarımıza kızarız… Gelip evde babamıza surat asarız…
Dışarıda bir şey olur… Ama olan hep evdekilere olur…!
…
Oysa en yakınımızdaki, en yanımızdaki, en içimizdeki, hep en iyi anlamaz mı bizi?
Duygu ve düşüncelerimiz davranışlarımızın temel belirleyicileridirler.
Nasıl mı?
Ne düşünürsek öyle hissederiz. Nasıl hissediyorsak da öyle düşünürüz.
Zihin ve beden bir döngü içinde birbirini etkilerler.
Kullandığımız kelimeler, sesimizi kullanma biçimimiz, duruş, mimik ve jestlerimiz; sahip olduğumuz duygu ve düşünceler paralelinde bir enerji yansıtır.
Sevgi, neşe, coşku, güven, mutluluk, huzur, dinginlik, bağışlama gibi duygular frekansları yani enerjileri yüksek olan duygulardır.
Bu pozitif duygular kuşkusuz bedenimizi de, verdiğimiz enerjiyi de etkiler.
İşte bu yüzden;
Gençler, anlaşılmak için canlarından oluyor!
Sorunlarıyla baş edemeyeceğini sanan, anne babası tarafından anlaşılmak isteyen; ama bunun için intihar yolunu tercih eden birçok genç var. Gençler, yaptıklarının nelere yol açacağını tam olarak düşünseler böyle bir davranışa kalkışmazlar.
Fakat genellikle bir anlık öfkeyle hareket ettiklerinden geri dönülmez bir yola giriyorlar. Gençleri bu tür davranışlara iten nedenler arasında sevgi ve ilgi eksikliği (sevginin gerektiği şekilde gösterilmemesi) ile anne-babanın aşağılayıcı davranışları başta geliyor. Peki bir anne-baba, çocuğunu canı gibi severken nasıl aşağılayıp hakaret edebiliyor?
Gerçek şu ki, tutumların çoğu çocuk yaşta edinilmiş olup çoğu otomatik davranışlar olarak ortaya çıkar. Bazı anne-babalar çocuklarının hoşlanmadığı davranışlar karşısında bağırıp çağırıp hakaret ederken o anda onun ruh dünyasında nasıl derin yaralar açtıklarını düşünemezler.
Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı.
Arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti.
Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu.
Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti.
Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu.
Çocuklarda görülen tırnak yeme alışkanlığına karşı, davranış iyice kalıplaşmadan erken dönemde kalıcı bir çözüm bulunması için psikologdan destek alınması gerektiğini belirtiyor. Uzmanlar, çocukların parmaklarına biber sürme, boya sürme, elleri bağlama gibi ailelerin aldığı yanlış tedbirlerin sağlıksız sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Psikolog Adem Can, çocuklarda ve zaman zaman yetişkinlerde görülen tırnak yeme alışkanlığının erken dönemde çok sık karşılaşılan bir sorun olduğunu söyledi. Parmak emme alışkanlığında olduğu gibi, tırnak yeme alışkanlığının normal kabul edildiği bir dönem olmadığını belirten Can, bunun hangi dönemde ortaya çıkarsa çıksın bir davranış bozukluğu olduğunu kaydetti.
Kapıyı hızlı çarpıp çıkma. Geri dönmek zorunda kalabilirsin" demiş büyüklerimiz... "Kapıdan kapıya değişir" diye düşünebilirsiniz. Değişmez aslında. Bazen öfke, hırs ya da intikam, kalbinizi kapının çarpma hızından daha hızlı çarpar.
Sevgilinizi, işinizi ya da en iyi arkadaşınızı terk ederken çarptığınız kapılar aynıdır. Hepsinde geride bıraktığınız insanlar vardır. Onları "sizsizliğe" mahkum edip mutlu olurken, farkında olmadan kendinizi de onlardan "eksiltmiş" olursunuz.
Bazen çarpma öncesinde "neden" sorusu gelir. Gelmezse bilin ki çarptığınız kapı bir daha size hiç açılmayacaktı. Hayat politika gibi değildir. Pişkinlik ve yüzsüzlük kaldımaz. Pişmanlığa bile esnekliği çok azdır. Terazisi, "çıkarlardan" çok, "duygularla" tartar. Kefe'nin birine kırık bir kalp koyduğunuzda, diğerine ne koyarsanız koyun dengelemez. Kalp cam gibidir.
Kırıkları yapıştırsanız da izleri yok edemezsiniz.
Sevgilinizi, "sevgisizlikten" değil, "bencillikten" terk ediyorsanız,
Cidden öyle… doğru okudunuz, öfke çok işe yarar!
Öfke; etrafınızdaki insanları, sizi çok fena zorladıkları konusunda uyarır öncelikle. Kızdığınızda, öfkelendiğinizde, hatta öfkeden kıpkırmızı olup, burnunuzdan dumanlar fışkıracakmış gibi bir görüntü sergilediğinizde, karşınızdaki kim olursa olsun geri adım atmaya başlar. Üzerinize fazla geldiğini, epeyce bir zorlandığınızı hisseder.
Daha sonra; başka bir durumda, bunun tam karşıtını da yaşarsınız. Şöyle ki; karşınızdaki insanın öfkesinden hızlı bir ders çıkarır, en kısa yoldan onu yatıştırmanın gerekliliği duygusuna kapılırsınız!
Son yorumlar
2 saat 10 dakika önce
2 saat 14 dakika önce
1 hafta 5 gün önce
2 hafta 1 gün önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce