Gülü solan bir dal nedir ki!?.
“Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer” (Tevfik Fikret) Mîrim, bilir misin, kadın bizim an’anemizde beyaz bir çiçek gibidir, mavi bir ışık gibi; hani el değince bozulan ve gölge düşünce küsen...
Lekesi olmaz kadının ve asla leke kondurulmaz. Böyle kavl ü karar kılınmış ezelden mîrim, böyle yazılmış alnımıza emanet kaderleri. Bereket fidanlarını büyüten süslü bahçelerce verimli kıldılar kendilerini kadınlar, serdiler ayaklarımıza mutluluğu, sevinci. Kahkahalarında papatyalar açtı hep.
Evren yüklü çağrıların başlığıdır bir kadın mîrim, hayat yüklü güzellemelerin kafiyesidir. En kara ilk akşamlarda bahtımıza en parlak doğan ilk yıldızdır o. Şen sahnelerin perdesini açan da, kapayan da hep bir kadındır yüreklerde. Bir kadın mutlu ise elbet mutludur erkek de. Ev yapan ve ev yıkan da; karları toprak eden ve yeşili yaprak eden de odur.
Zarafet kelimesinin içini doldurabilecek özellikler nelerdir? Acaba hiç düşündünüz mü, zarif insan kime denir?Zarif kelimesi zarf kelimesi ile aynı köktendir. Zarf, “içine bir şey konulan kap” anlamını taşır. Mektup zarfı gibi.
O halde zarif insan da, “içinde latif ve hoş şeyler bulunan kişi” anlamına gelecektir. Soru şu: Zarafetin içini dolduran bu latif ve hoş şeyler acaba nelerdir?!..
Zarif olmanın ilk şartı hiç şüphesiz nazik olmaktır. Nazik olmanın ilk şartı da hatayı kendinde aramak. Konfüçyüs, insaniyeti tanımlarken “Kendine hakim olmak ve nezaketli olmak.” der. Bu bir bakıma zarafetin de tanımıdır. Çünki zarif kişi hiç kimseye zararı dokunmayan, bilakis kendisinden çevresine güzellik ve iyilik yansıyan kişidir. Zarafeti olmayan, nezaketle terbiye edilmeyen bütün varlıklar, gitgide canavarlaşır. O halde zarafet haddi aşmamak da demektir. Haddi aşan her şey çevresine zarar verir çünki.
Hani, nerde o eski bayramlar, nerde o eski günler deriz ya kimi zaman… İşte bunlara bir de, ah nerde o eski sevgiler… Nerde o gerçek aşklar diye sızlanır dururuz. Adiliğin, pespayeliğin, ikiyüzlülüğün dört bir yanı sardığı… Sevgilerin yapay… Aşkların suni olduğu… Her şeyin kirletildiği bir dünyada, gerçek sevgiden, gerçek aşktan söz etmek kolay olmasa gerek.
Kirletildi tüm değerler. Yapmacık baharlarla, suni lalezarlarla süslenmeye çalışılır oldu birliktelikler. Bu kirliliklerden aşk ve sevgi de nasibini aldı günümüzde. “Sevmek dokunmaktır” diye bir felsefe yada daha doğrusu bir safsata koydular ortaya. Böylece, yüreklerde değil bedenlerde gezinip duran şeyin adı sevgi oldu. Flört adı altında, özgürlük namına, iffet ayaklar altına alındı günümüzde.
Adeta bekarlara has bir değer olarak sunulur oldu adı aşk ve sevgi olan kutsal değer. Evliler arasında ise eşler birbirlerine güzel sözlerle hitap etmeyi ayıp sayar
Leo Buscaglia der ki, "Günün başlangıcındaki ruhsal durumunuz, o gün ilişkide bulunduğunuz herkesi etkiler." Ruhsal durumuzun düşünceleriniz kadar bakışlarınızdan da etkilendiğini biliyor olmalısınız. Günün sabahında yüzümüzden yansıyan duygu, günün akşamına kadar yaşadıklarımızı şekillendirecek. Ya mutluluk saçacağız çevremize ya da üzüntünün yayıcısı olacağız.
Bazı insanlar canlı, heyecanlı ve güler yüzlüdürler. Onların çalışma azmiyle dolu olduklarını görürsünüz. Bakışları ışıl ışıl parıldar. Seslerinden heyecan fışkırır. Çünkü hedefleri vardır; çünkü ideallere adanmışlardır; çünkü anlamlı işler uğrunda uykularını terk etmeye gönüllüdürler. Karamsarların düşünmediğini düşünürler.
Gününüze nasıl başladığınızı anlamak için yarım saat düşünme fırsatınız oldu mu? Örneğin bu sabah aynaya baktınız mı? Evinizden çıkarken aile üyelerinize nasıl baktığınızı hatırlıyor musunuz? Yoksa gözleri fark etmediniz mi ve nasıl baktıklarını görmediniz mi?

Aile içi birlik duygumuza ne oluyor?
Aile denilen en sağlam kalemiz düşüyor. Mutluluk ve huzur limanımız yok olduğu gibi; boşanma grafiğimiz de her gün biraz daha yükseliyor. Dün "evlendik mutluyuz" diyenler iki gün sonra "anlaşamadık ayrıldık" diyor.
Hiç ummadığımız insanlar, boşanıyor. Sanki o güzel evimize nazar değdi. Cennet yuvamızı cehennemin alevleri sardı. Kiminle konuşsanız evliliğinden dertli.
Peki bize neler oluyor da o güzelim ailemiz tahrip oluyor?
Neden bu kadar bencilleştik? Sadece egolarımızı tatmin etme yarışına girdik? Evet, kimse hayatından ödün vermiyor, fedakârlıkta bulunmuyor. "Ailemin huzur ve mutluluğu için neler yapabilirim?" diye düşünmüyor. Bütün planlar kişilerin özel hayatlarına ait.
Onlar elele dolaşmak, bankta sarmaş dolaş oturmak zorunda değiller. Romantizm mum ışığında yemek yemek olarak empoze edildiği için böyle sahneler yaşanmıyor tabi.Belki romantizm tarlada çapa çapalarken güneşten terleyen eşini görüp “vay benim helalim be”, ya da “vay yiğidim benim” demektir.
Bağdat caddesinde üstü açık arabayla dolaşanlar mı romantik, romörkün arkasında, naylon çadır altında, düğüne giderken el ele tutuşanlar mı romantik?
Hiç kimse “Hanım bi çay getir” derken ki sevgi mi daha yalın ve üst boyutta “Canım seni öyle çok seviyorum ki, rüyamda gördüm kan ter içinde uyandım, sensizlikte boğuluyorum” gibi süslü laflar söyleyeninki mi daha yalın bir sevgi bilemez.
Balıkesir’de Ali Şuuri ilkokulu karşısındaki boşlukta eski ayakkabı tamircisi kır,pala bıyıklı bir ihtiyar olan Cevdet (Alkalp)dede vardı.
Bir akşam üstü konu çanakkkeleye gelince ağlamaya başladı ve devam etti.
Rahmet babam Hafız Ali Çanakkalede kaldığında anamın karnında yedi aylıkmışım.O’nu hiç tanımadım.Bir fotoğrafı bile yok.
O günler çok zor günlerdi,seferberliğin sıkıntıları,kuvayi milliye zamanı,işgal yılları,kurtuluş yokluk sıkıntı.
Çocukluğumuz hep ekmek peşinde sıkıntıyla geçti.
Ama anam benim çocukluğumdan itibaren her sokağa çıkışta,her nereye giderse gitsin yanıma gelir ve;
Aşk Sevgi Mutluluk İksiri
Farsça şiir söyleyen şairler, aşkı iksir olarak tanımlamışlardır. Kimyagerler, tabiatta bir maddeyi başka bir maddeye çevirme kabiliyeti taşıyan iksir veya kimya adlı bir maddenin varlığına inanmış [1] ve asırlarca bu maddeyi arayıp durmuşlardır.
Şairler Değişim ve dönüşüm gücüne sahip olan gerçek iksir sevgi ve samimi aşktır; çünkü aşk, nitelikleri değiştirebilecek güce sahiptir dediler.
Aşk mutlak iksirdir, kimyanın özelliğini taşır, yani maddelerin yapısını değiştirir, insanlar da bir tür maddedir zaten. Gönlü gönül eden aşktır, aşk olmasa gönül de bir avuç topraktır.
Dertsiz gönül, gönül değildir zaten
Bezgin insanlarda aşk arama sen!
Allah'ım! Yanıp yakılan bir bağır ver bana
Bağrımda bir yürek: Sürekli yana kavrula!
Evlilik…Genç kızlık rüyası…Ta küçük bir çocukken, annemizin, gittiğimiz bir düğünde bize gelinlik giydirmesinden itibaren kurduğumuz tatlı hayal.
Her kadın mutlu olmak için geçer evlilik eşiğinden. Mutlu olmak ve mutlu etmek..Peki ne olur da, bu güzel büyü yerini sıkıcı bir monotonluğa bırakır? Suç kimdedir? Yada bu kronik yalnızlığı mutlu bir birlikteliğe dönüştürmek mümkün müdür?
Uzmanlar ilk günlerin büyüsünü yitirmiş olan çiftlerin öncelikle sorunlarıyla yüzleşmeleri gerektiğini vurguluyorlar.Unutmayın ki, sorunun ne olduğunu bilmek çözmek yolunda atılmış büyük bir adımdır. Sonrasında eşlerin her birinin kendi içine dönerek “ben ne yapabilirim?”sorusunu kendine yöneltmesi ve üzerine düşen görevleri ilk başlarda içinden gelmese de yapması gerektiği vurgulanıyor.
Dostlar Var Ki !
Olmasa da olur dediğimiz insanlarla doludur hayatımız; tanıştığımız, selamlaştığımız; klasik cümlelerle iletişim kurduğumuz, cevaplarını merak etmediğimiz sorular sorduğumuz...
İyi insan olmadıkları için mi uzak dururuz onlardan?
Hayır, hiç sanmıyorum.
Gönülde biter her şey; akla yararlı gelse de samimi bir ilişki, gönlün hayır dediğine ısınmak mümkün olmaz.
İster dünyanın en yakışıklısı, ister en güzeli olsun; ister en zengini, ister en komiği;
ne yapsa nafile; yüreğine ulaşamaz.
Son yorumlar
2 saat 47 dakika önce
2 saat 51 dakika önce
1 hafta 6 gün önce
2 hafta 1 gün önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce