Birbirinizi eskitmeyin

Birbirinizi eskitmeyin

Her nasılsa, evlilik ilişkilerin nezaketini geri plana atıyor, heyecanını soğutuyor. Hani "evlilik aşkı öldürüyor" dedikleri gibi.

Oysa, aşkı evlilik değil, evlenenler öldürüyor. Evlilik, aşkı oldurmak için hazırlanmış ömürlük bir fırsattır. Çünkü, aşkınızı doğrudan odaklayacağınız bir insan seçiyorsunuz. Kalbinizde saklı bütün sevgileri ona aktarmanız için bütün engelleri ortadan kaldırıyorsunuz. Öyleyse, onu evlenmeye ikna ederken yaptığınız iltifatları daha çok yapmalısınız. Eşiniz, hayatınızın tek kadını ya da erkeği değil mi? Böylece, eşinizin aşkını da geliştirmiş olursunuz. Daha sevgili, daha sevimli bir eş kazanmış olursunuz. Eşinizi önemsizleştirdiğiniz ölçüde, siz de kaybedersiniz. Eşinize verdiğiniz değer, eşinize kazandırdığınız değerdir. "İdeal erkek", "ideal kadın"ı inşa eder. "İdeal kadın" da "ideal erkeği" inşa eder.

Önemli olan birlikteliğiniz.

Hayat bir fincan kahve gibidir, bazen acı, bazen tatlı olur. Önemli olan kahvenin tadı değil, onu kiminle birlikte içtiğinizdir. Artık kahveyi kiminle birlikte içeceğinize karar verdiğinize göre, kahvenin acı ya da tatlı olmasını dert etmeyin.

Ateşi söndürmeyin.

Artık evlisiniz. Kalbinizi ısıtacak bir aşk buldunuz. Ruhunuzu sevindirecek bir ilişki kurdunuz. Yeni bir ailesiniz. Bundan önce tek başına yaşıyordunuz. Şimdi birlikte yaşayacaksınız. Artık birbiriniz için yaşayacaksınız. Ortaklaşa yaktığınız bir şöminenin başındasınız artık. Ateşi birlikte tutuşturdunuz. Bu ateşin hiç sönmemesi için elinizden geleni yapmalısınız. İkiniz birden ateşe odun atacaksınız. İlk odunu atan siz olacaksınız. "Önce eşim atsın!" derseniz, ortaklaşa yaktığınız ateş söner. Yuvanız soğumaya başlar. Ateşiniz söner.

Farklılığınızı kabullenin.

Evlilikte hiçbirimiz son şekli verilmiş, bütün kıvrımları istediğimiz gibi biçimlenmiş "ideal" ve "mükemmel" insanla karşılaşmıyoruz. Evlilik, henüz evlenmeyenlerin hayâl ettiği gibi ilk günde iyiliği ya da kötülüğü belli olan bir piyango değil; kötüyse iyileşebilecek, iyi olduğu halde bile kötüleşebilecek sürekli bir yolculuktur. Evlilik, eski hatıralara sığınanların sandığı gibi, iyileştirilme ve onarılma fırsatı çoktan kaçırılmış bir harabe de değil; hâlâ daha tamamlanmayı bekleyen bir resimdir.

Eşinizi kıyaslamayın.

Başkaları eşinizden daha güzel ya da yakışıklı görünebilir. Reklamlarda gördüğünüz, filmlerde izlediğiniz, billboardlarda rastladığınız kadın ya da erkekler size daha sevimli görünebilir; unutmayın onlar sahici değil kurgulanmış kişilerdir; size özel değillerdir, herkese gülümserler. Sevimlilikleri sizin için değildir; bir başka pazarlamak ya da temsil etmek için sevimlidirler. Siz ve eşiniz bütün eksikliğinizle, bütün kusurlarınızla birliktesiniz; hayatın bütün sahiciliği içinde bazen mutsuz; ama bazen gerçekten mutlu olabiliyorsunuz. Siz eşinize özelsiniz; eşiniz size özeldir. Eşinizin bir tebessümü sadece sizin içindir; bir şeyi pazarlamak için ya da empoze etmek için değildir. Eşinizde gözünüzün gördüğünden fazlası vardır. Sevmek için bahane aramıyorsunuz; birbirinizi olduğu gibi -olduğundan daha güzel göründüğü, olduğundan daha sevimli baktığı için değil- seviyorsunuz.

İçinizden geçeni saklamayın.

Hepimiz anlaşılmayı umarız. Bakışımızdan, duruşumuzdan ve susuşumuzdan hemen mesajlar çıkarılsın umarız. Evliliğin ilk günlerinde, henüz birbirinizin duygularına yeterince aşina değilken, anlaşılmayı ummayın. Anlaşılmayı ummak yerine, kendinizi açık sözle anlaşılır kılın. Ummayın, yapın. Beklemeyin, harekete geçin. Eşinizin sizi inciten, kızdıran, mutlu eden... şeyleri bilmesini sağlayın. Birbirinizin duyguları hakkında kendi içinizden kabullenmeler yaparsanız, daha çok kırılır, birbirinizden daha çok uzaklaşır, birbirinizi daha az anlar hale gelirsiniz. Bir süre sonra, sözleriniz değil, ön kabullerinizle konuşmaya başlarsınız. Sonunda, içtenlikle konuşma isteğini yitirirsiniz. Görünüşte kavgasız ve tartışmasız; ama gerçekte tatsız ve umutsuz bir diyaloğun zavallı kahramanları olursunuz.

Kuyuya önce siz süt doldurun.

Eşinizden be klemeyin ve ummayın. Ola ki o da sizden bekliyor ve umuyordur. İki beklenti hiçbir şeydir; ama bir icraat bir şeydir. Öyleyse beklenti ve umma zincirini siz kırın. Güzel bir şey yapmak için ilk adımı siz atın. "Sen böyle yaparsan, ben de böyle yaparım." demeyin. Sadece "Ben böyle yaparım!" deyin. "Ben böyle yaparsam, sen de böyle yapar mısın?" diye sormayın bile. Eski zamanlarda bir kralın halkından bir kuyuya süt doldurmasını istediği bir öykü vardır. Öyküye göre herkes kuyuya az ya da çok süt doldurmaya karar verir. Fakat herkes tek başına kaldığında, başkalarının nasılsa kuyuya süt dolduracağını düşünüp kendisi su koyar. Sonunda kuyu ağzına kadar dolar; ama sadece suyla dolar! Şimdi siz de eşim nasılsa süt dolduracak diye kuyuya su koymaya kalkarsanız, eşinizin de sizin dolduracağınız süte güveneceğini düşünün. İyisi mi, başka herkes su koyverse de ben süt koyacağım deyin. Böylece hem kendinize karşı saygı göstermiş olursunuz hem de başkalarının koy(u)verdiği suyu biraz olsun bulandırmış olursunuz!

SENAİ DEMİRCİ

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz:

Son yorumlar

Son konular

nid)); if ($sebil=='') $sebil = 'node/'.$term->nid; echo ' - '. $term->title .'
'; } ?>